Cuma, Nisan 16, 2021

Arap Baharı Başarısız Oldu Ancak Sefalet ve Adaletsizliğe Karşı Öfke Sürüyor – Çeviri

ÖNERİLENLER

Motorsikletli Kurye Emekçileri: Canımızı Hızlı Teslim Ediyoruz

İstanbul'da İşçi Dayanışma Derneği, motorsikletli kurye emekçileriyle birlikte ortak bir basın açıklaması gerçekleştirdi. Açıklamada, hız baskısı yüzünden işlerini can...

Muhalefetin Kalbi Sokakta – Önder İşleyen

Parti binalarımıza asılan ve her gün artarak çoğalan pankartlarımıza neden tahammül edilmediğini iyi biliyoruz. O pankartlarda yazıldığı gibi, İstanbul...

SOL Parti’ye Bu Sabah da Uşak’ta İstanbul Sözleşmesi Pankartı Gözaltısı

SOL Parti il ve ilçe örgütlerine yönelik günlerdir İstanbul Sözleşmesi göz altıları gerçekleşiyor. İstanbul Sözleşmesi Bizimdir, Tek Adam Kararı...

Uşak’ta Esnaf Sokakta: Kapatma ya da Sahip Çık

Uşak'ta, hükümetin pandemi önlemlerinin yetersizliği sebebiyle geçinemeyen esnaf, çalışan ve müzisyenlerden oluşan Uşak Esnaf Meclisi, şehir merkezinde basın açıklamasında...

Counterpunch.org sitesinden kısaltılarak çevrilmiştir.

Yazar: Patrick Cockburn

On yıl önce, Orta Doğu ve Kuzey Afrika’nın tamamında insanlar, egemenlerine karşı ayaklanıp demokrasi ve özgürlük talep etmişlerdi. Tüm bölgede sokaklara çıkan milyonlarca eylemcinin rejimlerin yıkılması talebi, despot diktatörleri ya güçten düşürülmüş ya da düşme korkusu yaşamıştı.

Özgürlük ve toplumsal adalet için gerçekleşen bu kitlesel eylemliliklerde sahte bir şey yoktu. Örgütsüz ve dağınık şekilde bir araya gelen milyonlarca insan, ister monarşi ister cumhuriyet olsun, diktatörlükleri yıkabileceklerini düşünüyorlardı. “Aşağılamayı öldürecek, sefaleti katledecek olan halk biziz” diyordu 20 yaşındaki şair Ayat al-Gormezi, Bahreyn’in başkenti Manama’da toplanan binlerce eylemciye seslenirken. “Adaletsizliğin temellerini yok edecek olan halk biziz.”

Fakat bu temeller onun umduğundan daha sağlamdı ve 2011 Arap baharındaki milyonların daha güzel bir gelecek hayalleri, eski rejimlerin sert karşı atağıyla dağıldı. Yapabilenler, eskisinden daha zalim ve daha baskıcı şekilde iktidarlarını yeniden kurdular, düşenlerin yarattığı boşluğu ise bitmeyen, kaotik şiddet sarmalı ve dış müdahale doldurdu.

Arap Baharının en çok etkilediği altı ülkeden üçü hala bitmeyen iç savaşlarla mücadele ediyor -Libya, Suriye ve Yemen. Mısır ve Bahreyn’de, devlet şiddeti ve baskısı eskisinden de kötü durumda. Sadece Tunus, bir sokak satıcısının kendisini yakmasıyla başlayan eylemlerin sonucunda iç karışıklık ve tiranlıktan en çok kaçabilen ülke olabildi, fakat yine de ayaklanma halk için daha iyi bir yaşam hedefinde başarısız oldu.

Bahreyn’de demokratik eylemler 14 Şubat’ta başladı ve Manama’nın merkezinde yoğunlaştı. Bahreyn güvenlik güçlerinin, Suudi Arabistan ve BAE destekli 1500 askeri tarafından ezilene kadar bir ay boyunca sürebildi. Bir öğretmen olan Ayat, tutuklandı, hüküm giydi, elektrik verildi, tecavüzle tehdit edildi ve ancak uluslararası baskı ile özgürlüğüne kavuşabildi. Bahreyn halkının kalanı çok daha ciddi acılar çekti, kimisi işkence kamplarında öldürüldü.

Benzer karşı saldırılar Orta Doğu ve Kuzey Afrika’nın diğer ülkelerine de yayılmış, egemenler kitlesel tutuklamaları, rutinleşmiş işkenceleri ve ibretlik idamları, kitlesel eylemleri bastırmak için kullanıyorlardı. Baskı sadece Arap Baharının zirveyi gördüğü ülkelere değil tüm bölgeye yayılmış, egemenleri tarafından tehdit olarak gören 600 milyon insan en ufak bir kalkışma ihtimaline karşı aynı baskıyla zapt ediliyordu.

Arap Baharı tüm bu olumsuz sonuçlara karşı hiç başarılı olabilmiş miydi? Bu soru bugün daha da önemli, çünkü rejimlerin baskıları, yani küçük bir azınlığın yağma mekanizmaları, 2011’dekinden daha az seviyede değil. Eskisinden daha fazla insan, tıkış tıkış evlerde, lağım suları sokakları doldururken yaşamak zorunda kalıyor, egemenleri yatlarda keyif sürerken.

Fakat öfke ve nefret tek başına 10 yıl önce de yeterli değildi, gelecekte de olmayacak. Ben o zamanlar eylemcilere çok ciddi sempati beslememe rağmen, başarılı olabileceklerine ilişkin hiç ümidim olmadı.  

Temelde beklenmemenin, kitlesel desteğe ve hükümetlerinin olayların gidişatını öngöremeyişinin avantajına sahiptiler. Fakat hiçbir yağma iktidarı, mücadelesiz iktidarlarını bırakmazlar. Kısa sürede toparlanıp, kısıtlanamayan bir şiddetle geri bastırdılar.

90 milyon nüfusu ve bölgede güçlü bir kültürel etkisi olan Mısır, en kritik test alanıydı. 18 gün boyunca, sekülerler ve İslamcılar Tahrir meydanında yan yana Mübarek’i 29 yıllık iktidarından düşürecek olan mücadeleyi verdiler. En sonunda görevden alındığında, büyük bir zafer kazanmış gibi gözükseler de durum göründüğünden daha da noksandı.

Kendi beklenmedik başarılarının coşkusundaki eylemciler, kazanımlarını nasıl konsolide edeceklerini ve sarsılmış fakat yenilmemiş rakiplerinin dönüşünü nasıl engelleyebileceklerini bilmiyordu.

Eylemciler iktidar ve örgütlülüğe ihtiyaç duyduğunda ise boşluğu doldurabilecek tek güç Mısır’da Müslüman kardeşler, Suriye ve Libya’da da diğer İslamcı ve cihatçı örgütlenmelerdi. Yabancı güçlerin kendi bölgesel vesayetleri ve ulusal çıkarları için müdahalesi de otokrasiye giden süreçte bir diğer faktör oldu. Suudi Arabistan ve diğer körfez ülkelerinin, gezegende kalan son mutlak monarşilerin, komşularına demokrasi ve özgürlük saçacağına inanılması garip gelmişti.

10 yıl önce siyasi özgürlüğe yönelik ilerleme bir seraptan mı ibaretti, 10 yıl sonra bugün hala öyle mi_ Arap Baharında gördüklerimiz kadar kitlesel ve uzun süreli eylemlilikler, 2019’da Irak ve Lübnan’da başladı ve hala sürmekte. Siyasal islam, rakipleri kadar yoz, baskıcı ve tutarsız çıkarak prestijlerini kaybettiler. Daha kapsamlı bakacak olursak, savaşların ve yoz yönetimlerin yıktığı bölgede devrimci değişimin en büyük gücü olan aşağılanma, sefalet ve adaletsizlik, 10 yıl önce Ayat’ın şiirinde bahsettiğinden daha da büyüdü– ilham aldıkları öfke de öyle.

SON HABERLER

Motorsikletli Kurye Emekçileri: Canımızı Hızlı Teslim Ediyoruz

İstanbul'da İşçi Dayanışma Derneği, motorsikletli kurye emekçileriyle birlikte ortak bir basın açıklaması gerçekleştirdi. Açıklamada, hız baskısı yüzünden işlerini can...