Halkın Afyonu Patladı – Blog – Elif Yönden

Halkın Afyonu Patladı – Blog – Elif Yönden

Elif Yönden

Son günlerde Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş’ ın ismini neredeyse Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’dan bile çok duyar olduk. Yeni Yargıtay binası açılışında ve New York’ da yapılan Türkevi’nin açılışında Erbaş’ın dua okumasında, günaydın demenin cahiliye dönemi âdeti olduğuna dair söyleminde ve daha pek çok konuda adını sık sık duymaktayız. Elbette bu açılışlarda dua okunmasının simgesel anlamları önemlidir ve konuşulmalıdır. Ancak bu yazı tüm bunların ötesinde son dönemde Diyanet’in neden bu kadar gözümüze sokulduğunun bir analizi olma niyetini taşımaktadır.

AKP,  iktidara geldiği günden bu yana dini oldukça güçlü bir siyasal araç olarak görmüş ve bunu sık sık kullanmıştır. Ancak son günlerde ekonomiyi ve dolayısıyla toplumsal alanı yönetme yetisini tamamen yitiren AKP iktidarı, belki de ellerinde kalan tek silah olarak dini gördüklerinden, son bir çırpınışla Diyanet’e ve dualara sarılmış, bu hamleyle kaybettiği İslamcı kitleyi tekrar kazanmayı beklemektedir. Dinin siyasal bir araç olarak kullanılması elbette AKP iktidarının alamet-i farikası değildir. Yüzyıllardır iktidarı sarsılan egemenler dini kurtuluş aracı olarak görmüştür. “Ömürleri boyunca didinip yokluk içinde yaşayanlara, bu dünyada iken boyun eğer olmak ve tanrısal bir ödül umuduyla avunmak, dinle öğretilir. Başkalarının emeğiyle yaşayanlara ise, din ile bu dünyada iyiliksever olmak öğretilir; böylece onlara, sömürenler olarak bütün varlıklarını haklı çıkarmanın çok ucuz bir yolu sunulur.” [1]

Diyanet İşleri Başkanlığı, Türkiye’de siyasal otoritenin bir organı olarak yıllardır işlevini etkin bir şekilde sürdürmüştür. Diyanet’in hemen her konuda AKP’nin ideolojisine ve buna bağlı politikalarına yarayan fetvaları, yeri geldiğinde bağrına bastığı ancak bir türlü inanç olarak kabul etmediği Alevilik, Kur’an kurslarında AKP’ nin isteği doğrultusunda dindar gençlik yaratmaya çalışılırken istismara uğrayan çocuklar ve daha niceleri Diyanet’ in bu etkin işlevinin imzasını taşımaktadır. Ancak ekonomik olarak yaşadığımız derin çöküşü, sistemsel bu krizi Diyanet’in, dualarının çözmesini beklemek AKP’nin acziyet içinde olduğunu gözler önüne sermektedir. Kendileri için 1000 odalı olanı ayrı, yazlığı ayrı saraylar yapanlar, halkın en temel haklarından biri ve karşılaması oldukça basit olan barınma hakkını bile karşılayamamakta, her gün kendi yarattığı bu krizin içinde debelenmektedir. Bu krizi yaratan iktidar Marx’ın deyimiyle dini halkın afyonu olarak görmekte ve her zamanki gibi bu krizi de din sayesinde aşacağını ummaktadır. Ancak AKP iktidarına ve bu sistemsel krizin tüm bileşenlerine biz sosyalistlerin kötü bir haberi var: Halkın afyonu çoktandır patlamış durumda. Dolayısıyla artık dinin kullanılması ya da yapılacak herhangi bir hamle kötü bile olsa yönetme yetisini tamamen yitirmiş bir iktidarı kurtaramayacaktır. Burada basitçe bir iktidarın sarsılmasından bahsetmiyoruz. AKP iktidarının var olan durumu bir iktidar kaybının çok daha ötesinde bir ideolojik çöküşün resmidir. Marx’ın bir toplumu tasavvur ederken kullandığı bina metaforu ya da eklemlenmiş yapılar olarak adlandırılan tüm bu belirleyenlerin nihayetinde domino taşı gibi yıkıldığını AKP örneğinde somut bir şekilde görmek mümkündür.


[1] V.İ. Lenin, Din Üstüne, Başak Yayınlar, 1989: Ankara, s.10

Yanıtla