İkinci Soğuk Savaş: İmparatorluğun Son Çırpınışları – Çeviri

İkinci Soğuk Savaş: İmparatorluğun Son Çırpınışları – Çeviri

Patrick Lawrence – Monthly Review

Mronline.org sitesinden kısaltılarak çevrilmiştir.

1947 yılının ilk aylarında, ABD başkanı Harry Truman ve Dış İşleri Bakanı Dean Acheson, Yunanistan’ın açık faşist monarşisini, Sovyet tehdidi olarak gördükleri halk muhalefetine karşı savunmaya karar vermişlerdi. Uzun süren ikna süreçleri sonunda, Truman kongreye 400 milyon dolarlık bir yardım teklifi sundu.

Truman da Acheson da Yunanistan müdahalesinin zor kabul edileceğini biliyordu: Kongrenin o kadar çok para harcamaya niyeti yoktu, üstelik savaş yorgunu halk, Roosevelt’in barışçıl düzen sözlerine umut bağlamıştı. Truman’ın konuşma metni üzerine çokça değişiklik eklendi, fakat Cumhuriyetçi senatör Arthur Vandenberg’in önerisi, savaş sonrası dönemin ABD politikasını belirleyecekti.

“Sayın Başkan, istediğinizi almanızı sağlayabilecek tek şey halkın ödünü koparacak, korku salacak bir konuşma yapmanız.”

Truman bunun üzerine ünlü korkutucu konuşmasını yaptı. Yunanlılar 400 milyon dolarlarını aldı (ciddi bir kısmı bakanlık bütçesinden gelmişti) ve Amerikan halkı 40 küsur yıllık soğuk savaş dönemi boyunca korkuyla yönetildi.

Başlangıç

Soğuk savaşın başlangıcı üzerine çok fazla fikir öne sürülüyor. Kimi akademisyenler başlangıcı 1945 Yalta konferansına, Roosevelt ve Churchill’in, Stalin’e SSCB’nin yeniden inşası için herhangi bir ittifak desteği sunmayacaklarını açıkladıkları tarihe götürüyor. O tarihte SSCB’nin Almanlara karşı zaferi uğruna 20 ile 27 milyon arası yurttaşını kaybetmiş, ekonomisi darmadağın olmuştu.

Benim koyduğum başlangıç ise 12 Mart 1947, Truman’ın kongrede iki parti senatörlerine yaptığı konuşma. Bu konuşma üzerine Yunan monarşisine verilen maddi yardım ciddi destek görmüş ve Soğuk Savaş boyunca sürecek hamlelerin ilki olmuştu. Bir yıl sonra ABD, Britanya’nın da desteğiyle İtalya’da savaş sonrası yapılan ilk seçimlere hile karıştırmıştı. Ondan sonra dış müdahaleler, önce İran’da, hemen sonra da Guatemala’da darbelerle bugüne kadar sürdü.

İkinci Soğuk Savaş

Geçen Çarşamba günü Başkan Joe Biden, Britanya ve Avustralya ile üçlü güvenlik anlaşması imzaladı. Boris Johnson ve Scott Morrison, Londra ve Canberra’dan elektronik olarak toplantıya katıldı.

Yeni anlaşma üzerine söylenebilecek çok şey var, ABD ve Britanya Avustralya’ya kendi nükleer denizaltılarını kurabilmesi için gerekli teknolojiyi sağlamayı kabul etti. Fakat detaylara girmeden önce söylememiz gereken bir şey var, Geçen Çarşamba imzalanan üçlü deklarasyon, İkinci Soğuk Savaş’ın başlamış olduğudur.

Tarihi hatırlayalım, 15 Eylül 2021, yeni 12 Mart 1947’dir. Xi Jinping’in Halk Cumhuriyeti, Stalin SSCB’sinin 75 yıl önceki versiyonudur. Truman ve Acheson, yalanlarla dolu korkutma konuşmasını yaptığında dünyayı çok daha kötü bir gelecek için sonsuza dek değiştirmişlerdi. Biden, Johnson ve Morrison da aynısını yaptı. İkinci bir soğuk savaşın dünya halkları için oluşturacağı tehlikeleri ve yükü hafife almamak gerek.

Şunu da hatırlamak gerekir ki aynı ilkinde olduğu gibi ikincisinde de Soğuk Savaş’ı başlatan ABD olmuştur, SSCB veyahut Çin değil. Bunu belirtmek istiyorum çünkü soğuk savaşın nasıl başladığı tarihte muğlak şekilde anlatılıyor. Fakat bu kez izleme şansımız var. Her şey gözlerimizin önünde oluyor.

ABD sorumsuzca ve aptalca şekilde 2014 Şubat’ında Ukrayna’daki darbeye sponsor olduğundan beri yeni bir soğuk savaş ihtimali konuşuluyordu. Bunu, 2 yıl sonra liberallerin paranoyak Rusya fobisi de ciddi anlamda besledi. Fakat bu kez okyanuslar ve kıtalar birbirine karışmış durumda. Tabii ki ABD’li siyasi kliklerin ve basındaki işgüzar yardakçılarının bugün Rusya’yı olduğu gibi gösterme niyeti yok. Fakat Çin ve Çinliler bugünden itibaren ikisini birbirinden ayırmanın imkansız olacağı yeni hedef haline geldi.

Geçen hafta yaşananların detayları düşünmeye değer. David Sager, cumartesi günü New York Times’e ABD’nin Britanya ve Avustralya ile birlikte gizlice yeni bir anlaşma üzerine çalıştıkları ve Fransa’yı bilgilendirmediklerini yazmıştı. Fransa’nın, Avustralya ile uzun süreli, bugünün parasıyla 60 milyar dolarlık bir düzine dizel-elektrikli denizaltı anlaşması bulunuyordu.

Bu anlaşmanın bugün bugün itibariyle bozulmasıyla Fransızlar öfkeli. Fransa’nın askeri sanayisi için gözyaşı dökecek değiliz,. Fakat Fransa Devlet Başkanı Macron’un Canberra ve Washington’daki elçilerini geri çağırması da ilginç bir gelişme oldu.

İkinci Soğuk Savaşın Hatları

Bu gelişmelerin elbet bizim gözlerimizden sakınılan birçok detayı vardır. Fakat ikinci bir soğuk savaşın şekline, neye benzeyeceğine ve bize nasıl bir yük getireceğine ilişkin bir hat çıkarabiliyoruz.

Başlangıç olarak, İngilizce konuşulan diğer ülkeler olan Kanada ve Yeni Zelanda’nın yeni soğuk savaşta batı cephesinin önünde yer alacağını görebiliyoruz. Bu birkaç açıdan önemli.

Eğer ABD, Britanya ve Avustralya ortak bir değer paylaşıyorsa o da diğer ülkelerin konfor arzusunun aksine neoliberalizmin dayattıklarına yönelik şahince yaklaşımlarıdır. İkinci soğuk savaşın agresif geçeceğini görebiliriz.

ABD Mike Pompeo’nun dışişleri bakanlığı döneminden beri Çin ile gerilimi yükseltiyor. Önce Pompeo, sonra Blinken’in, aradan Fransızların da çekilmesiyle yeni “şeytani imparatorluğa” karşı verecekleri savaş yavaş yavaş ortaya çıkıyor.

Mart 2020’de Kongre Pentagon’a Pasifik için ekstra bütçe istedi Generaller ve amiraller denileni yaptı ve Doğu Asya operasyonlarında 6 yıl boyunca harcanmak üzere 20 milyar dolarlık bütçe aldı. Temmuz ayında ABD, Mikronezya’yı rüşvetle bir askeri deniz üssü kurmaya ikna etti. Ortaya çıkan detaylar bunlar.

Fakat “imparatorluk” zayıflıyor. İmparatorluğun sesi hırıltılı geliyor. Dolayısıyla Avustralya ve Britanya’nın ikinci soğuk savaşta birincisindeki müttefiklerine göre daha fazla ağırlık yükleneceklerini söyleyebiliriz. Bu yüzden tüm taraflar Fransızlar ile arayı açma konusunda bu kadar iknatdı. Nükleer güçlü denizaltılar, geleneksel gemilerin hızına ve gücüne sahip. Bu da Güney Çin Denizinde gerilimi arttırabilmek için kullanışlı kılıyor.

İkinci Soğuk Savaşın Diğer Yanı

Fakat bu hikayenin sadece yarısı. Bence ABD Avrupa’yı gözden çıkarmış gözüküyor. Aynı ilk soğuk savaşta Avrupa ülkelerinin kimi isteksizlikleri gibi bugün de Fransızlar, Almanlar ve İtalyanlar Çin ile ilişkileri bozmaya ikna değiller.

Dolayısıyla elimizde nispeten daha bağımsız bir Avrupa ihtimali, öbür yanda ise ikinci bir soğuk savaş için çok daha şahin görünen ülkeler var. Avustralyalıların anlamsız düşmanlıkları, Johnson’ın Britanya’ya sattığı, Güney Asya’yı yakından ilgilendiren Küresel Britanya yalanı, ABD’nin ise gittikçe zayıflayan gücünü tekrar kazanabilme arzusu var. Fakat yeterince aktör direnebilirse, ikinci Soğuk Savaş ABD’nin son çırpınışı olacaktır.

Yanıtla