İktidara Karşı Savunulması Gereken Bir Mevzi: Sosyal Medya -Analiz

İktidara Karşı Savunulması Gereken Bir Mevzi: Sosyal Medya -Analiz

Uzun bir süredir, neredeyse tüm gazeteleriyle ve televizyon kanallarıyla ana akım medyayı kendi kontrolü altında tutan iktidar, özellikle son birkaç yıldır sosyal medyayı da denetimi altına almak için çeşitli adımlar atıyor.

İktidar sosyal medyayı etkisizleştirmek için yasal düzenlemelere gideceğinin ilk sinyallerini 1 Temmuz 2020’de vermişti. Erdoğan’ın “Bu millete, bu ülkeye bu tür mecralar yakışmıyor” diyerek tamamen kaldırılması gerektiğini savunması ve Bahçeli’nin de sosyal medyanın bir güvenlik sorununa dönüştüğünü ifade ederek hesaplarını 1 ay askıya alması buna işaret ediyordu. Ayrıca hem Erdoğan hem Bahçeli konuya ilişkin yasal düzenlemenin şart olduğunu da belirtiyorlardı. Nitekim AKP-MHP’nin imzasını taşıyan ve 31 Temmuz 2020’de yürürlüğe giren yasayla sosyal medya kanununda değişikliğe gidildi.

Bu yasadaki değişiklikler neticesinde belli suçları içeren paylaşımlar için sadece erişim engelleme değil, içeriği kaldırma kararı da verilebilecek; belli şartları sağlayan sosyal medya şirketlerinin Türkiye’de temsilci bulundurması zorunlu olacak, bu temsilciliklerin Türkiye’deki kullanıcılarının verilerini Türkiye’de bulundurması gerekecek, yükümlülüklere uyulmadığı takdirde sosyal medya şirketleri %90’a varan bant daraltmalarıyla, reklam yasaklarıyla ve çok büyük para cezalarıyla karşılaşabilecek. AKP-MHP iktidarının bu yasayla amaçladığı, getirilen zorunluluklar ve cezalar yoluyla aslında sosyal medyanın havuz medyasına kıyasla görece “iktidardan bağımsız” olan yapısını değiştirmekti. Fakat aradan bir yılı aşkın süre geçmesine rağmen -iktidarın sosyal medyaya ilişkin yeniden düzenlemelere kalkışması geçen seneki değişikliklerle istediklerini sağlayamadıklarını gösteriyor.

AKP-MHP Bloğundan Bir Sosyal Medya Düzenlemesi Daha Geliyor

Erdoğan’ın 11 Ağustos 2021’de sosyal medyaya hiç olumlu bakmadığını ve meclisin açılmasıyla birlikte bir çalışmanın yapılması gerektiğini ifade etmesi üzerine konuyla ilgili çalışmalara başlandı. 1 Ekim’de meclis açılır açılmaz gündeme alınacak olan sosyal medya yasasıyla ilgili AKP ve MHP parti içi çalışmalarını yürütüyorlar. AKP; yalan habere, dezenformasyona, provokasyona, lince ve bunların sosyal medyada örgütlü bir biçimde yapılmasına karşı mücadele gerekçesiyle yeni bir yasa taslağı oluşturma konusunu defalarca MYK ve Grup toplantısında gündemine aldı, meclis açılana kadar da bu çalışmaları sürdürecek. Bahçeli ise 13 Ağustos’ta “Yalan Haber, Yalan Siyasetle Mücadele Kurulu” adında bir kurul oluşturduklarını ifade etti ve Fahrettin Altun da bunu kıymetli bir gelişme olarak nitelendirdi.

Diğer yandan adeta AKP üyeleri gibi çalışan devlet bürokratları da iktidardan yana fikirlerini beyan ederek yeni düzenlemelere dair desteklerini esirgemiyorlar. Yargıtay Başkanı Mehmet Akarca sosyal medyayla ilgili yasal düzenlemeye ihtiyaç olduğunu vurguluyor, son zamanlarda her alanda öne çıkarılan Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş ise sosyal medyanın toplumu ahlaki ilkelerden, değer ve erdemlerden uzaklaştırdığını belirterek bunun için yasal bir mekanizmaya ihtiyaç olduğunu belirtiyor.  

Yeni düzenleme çalışmalarında en çok üstünde durulan konu ise, sosyal medya için de bir sansür mekanizmasının kurulması. Bu mekanizmanın iktidarın havuz medyasındaki hâkimiyetinin sağlayıcısı olan RTÜK gibi bağımsız bir kurul veya RTÜK’ün ya da BTK’nın altında bir yapı olarak oluşturulması planlanıyor.

İktidar Sosyal Medyada At Koşturamıyor

İktidarın, her alanı olduğu gibi sosyal medya alanını da bütünüyle kendisine bağlamak istemesinde şüphesiz ki Gezi İsyanı’nın iktidarı sarsması rol oynadı. İsyana giden süreçte ve sonrasında sosyal medyanın örgütlülüğün bir aracı olarak görülmeye başlanması ve zaman zaman bu şekilde kullanılması iktidarın oklarını sosyal medyaya da yöneltti. O zamandan beri hedefe konan sosyal medyayla ilgili iktidarı bugün yasal düzenlemeye zorlayan birçok neden var.

Toplumun hem doğru, eksiksiz ve çarpıtılmamış haberlere hem de bu haberlerin halkın çıkarlarını gözeten analizlerine havuz medyasından değil sosyal medyadan ulaşabildiği tartışmasızdır. Bunun anlamı elbette sosyal medyadaki her içerikte gerçeklerin doğru şekilde ifade edilmesi değil, buradaki her içeriğe iktidarın hegemonyasının sirayet edememesidir. Örneğin iktidar sosyal medyada paylaşılan polis şiddetini içeren görüntülere; Soylu’nun kadın cinayeti failleriyle, uyuşturucu tacirliğine bulaşmış suçlularla ve suç örgütü mensuplarıyla çekilmiş fotoğraflarına; AKP’nin eski suç ortağı olan Sedat Peker’in itiraflarından oluşan videolara engel olamıyor.

Bunun yanı sıra sosyal medya toplumda iktidara karşı biriken öfkenin yansıtılabildiği mecralardan biri olduğundan iktidarın burada yaptığı propaganda muhalefetin propagandasına göre daha az karşılık buluyor. Burjuva muhalefet unsurları sosyal medyada anlamlı bir propaganda faaliyeti yürütmemelerine rağmen, kullanıcılar bu unsurların herhangi bir paylaşımı etrafında öbeklenebiliyor. İktidarın politik anlayışlarının dile getirildiği paylaşımlara ilgi ise böyle bir ortamda zayıf kalıyor.

İktidarı sosyal medya konusunda harekete geçiren çok önemli bir neden de, iktidar politikalarının hitap edemediği, ülkedeki baskı ortamından bunalan gençliğin sosyal medyayı bütün araçlarıyla çok iyi kullanıyor olması ve iktidarın açıklarını her fırsatta yakalamasıdır. Yaşamları boyunca iktidarda AKP’den başkasını görmeyen, geleceği ve her alanda özgürlüğü elinden alınmış, ailelerine düzen tarafından açlık ve sefalet dayatılmış olan emekçi halkın çocukları ülkenin bütün sorunlarıyla ilgili AKP’ye karşı giderek büyük bir öfke biriktiriyor. Gençlik bu öfkeyi bazen sosyal medyaya özgü biçimlerde farklı farklı protestolara dönüştürüyor, bazense sokakta, okulda, kampüste dile getiriyor ve sosyal medyaya da bunları taşıyor. Örneğin Erdoğan’ın Haziran 2020’de gençlerle yaptığı canlı yayının bir protestoya dönüşmesi, Gezi hafızası taze olan iktidarı ilk sosyal medya düzenlemesine iten önemli olaylardandı. Canlı yayına gençlerin “oy moy yok” yorumları ve videoyu bir rekora ulaşacak kadar “dislike” etmeleri eşlik etmişti. 2021’in başında Melih Bulu’nun Boğaziçi Üniversitesine atanmasına karşı öğrencilerin başlattığı direnişin ve direniş sonucunda Bulu’nun görevden alınmasının sosyal medyada fazlasıyla yer alması ise, iktidarın şimdilerde ikinci bir yasal düzenlemeye kalkışmasında etkili oldu.

Sosyal Medya Özgürlük Mücadelesinin Bir Parçası Olarak Savunulmalıdır

İktidarın sosyal medyaya saldırısı, bütün alanlarda izlediği baskı politikasının bir parçasıdır. Zaman zaman ülkenin yargısının bile sosyal medyada oluşan kamuoyu basıncıyla belirlenebildiğini düşünürsek, diğer birçok alanın aksine sosyal medyanın iplerinin bütünüyle AKP-MHP bloğunun elinde olmadığı açıktır. Üstelik siyasi iktidar bu mecrayı sadece yasal düzenlemelerle değil; muhaliflere yönelik soruşturmalar, gözaltılar ve tutuklamalar yoluyla da korku atmosferi oluşturarak baskı altına almaya çalışıyor. En temel haklardan olan ifade özgürlüğüne ve haber alma/verme özgürlüğüne diğer birçok alana saldırdığı gibi amansızca saldırıyor.

Bütün bunlardan dolayı sosyal medya gerçekdışı, yalnızca “sanal” bir mecra olarak değil, iktidarın tam kontrolünün olmadığı, özgür ifadenin ve haberin görece yer alabildiği bir mevzi olarak görülmelidir. Bu mecranın toplumun bütün gerçeklerini yansıtmadığını ve mücadelenin yalnızca bir aracı olduğunu unutmamakla birlikte, iktidarın burayı kısıtlamak istemesine de özgürlük mücadelesinin bir parçası olarak karşı çıkılmalıdır. Sosyal medya kısıtlamalarının tartışmalara konu bile olmayacağı zamanlar, mücadelelerin ve örgütlülüğün iş yerlerinde, fabrikalarda, mahallelerde, okullarda, sokaklarda güçleneceği zamanlardır. O zamanlara da ancak emekçi halkın her alandaki özgürlüğüne kast eden bu iktidara ve sisteme karşı mevziler kazanmakla ve olan mevzileri korumakla ulaşılabilir.

Yanıtla