Dosya (1): Kamulaştırma Ama Nasıl? – Özge Güneş

Anasayfa Blog Dosya (1): Kamulaştırma Ama Nasıl? – Özge Güneş
Dosya (1): Kamulaştırma Ama Nasıl? – Özge Güneş

Özge Güneş

Kamulaştırma konusu birkaç aydır gündemdeki yerini koruyor. Konunun Türkiye kamuoyunun gündemine girmesinde, Selin Sayek Böke’nin Eylül ayında yaptığı açıklaması etkili oldu. Böke, bu açıklamada beş şirkete verilen hazine garantilerinin ve özelleştirmelerinin CHP iktidarında kamulaştırılacağını söylüyordu. Bunun üzerine TÜSİAD başkanı da tarafının çıkarları doğrultusunda kendisinden bekleneni yaparak “Herhangi bir özel şirketin mülkiyet haklarını çiğneyecek bir şekilde kamulaştırılması asla söz konusu olmamalıdır” demişti. Ardından, Metropoll araştırma şirketi, kamulaştırma sorusu üzerine yaptığı bir anketin sonuçlarını yayınlamıştı. Ankette “Özel şirketlere hasta ve yolcu sayısı garantisi verilerek yapılan şehir hastaneleri, yollar, köprüler kamulaştırılmalıdır” görüşüne katılır mısınız sorusu soruluyordu. Yanıtlar, %63,5 Evet; %22,4 Hayır ve %11,4 Fikrim yok şeklinde bir dağılım gösteriyordu. Böylece siyasetçiler, sermayedarlar gibi farklı taraflar ile Türkiye kamuoyu olarak niteleyebileceğimiz bir toplamın kamulaştırma konusundaki eğilimi berraklaştı. Artık kamulaştırmanın, vatandaşlar için yaygınlaşan bir talep olduğunu çok rahatça görebiliyoruz. Fakat bununla birlikte, kamulaştırma, kamuoyu, kamu yararı kavrayışları ile kastedilenin ne olduğu konusunda bir ortaklık olmadığı da görünürleşti. Bu durum bizi, kavramları/politikaları sosyalist bir pencereden nasıl tarif edebileceğimiz üzerine düşünmeye çağırıyor.

Öncelikle kamulaştırma talebinin toplumsallaşmasına neden olan koşullara bakmak faydalı olacaktır. Bu koşullar temelde bir kamu otoritesi olarak devletin sınıfsal, toplumsal eşitsizlikleri derinleştiren işleyişine işaret etmektedir. Başka bir deyişle, neoliberal kamu otoritesinin, kamusal mal ve hizmetlerin üretim ve bölüşümünü, piyasa aktörleri lehine olacak biçimde şekillenen bir bürokrasiye indirgeyerek işlemesine işaret etmektedir. O nedenle kamulaştırma talebinin toplumsallaşmasını, AKP tarafından uygulanan neoliberal politikalar ve bunların oluşturduğu toplumsal eşitsizliklerin pandemi ile derinleşmesine borçluyuz. Bu politikalar, özelleştirmeler ile kamu kaynaklarının gasp edilmesi şeklinde gerçekleşmektedir. AKP iktidara geldiğinden beri farklı alanlarda büyüklü küçüklü yüzlerce özelleştirme yapılmıştır. Öyle ki bu dönemde kamulaştırma ilkesinin, idari ve hukuki anlamda dönüşüm geçirerek artık bir piyasalaştırma politikası haline geldiğine tanıklık edilmiştir. Bu, hükümetin doğrudan bir piyasa aktörüne dönüştüğü, piyasaların da siyasi aktörlere dönüştüğü bir dönemdir. Son 17 yılda, toplumsal herhangi bir yararı olduğu tümüyle tartışmalı olan toplam 1609 acele kamulaştırma kararı alınması da, dünyada en çok kamu ihalesi alan 5 şirketten 4’ünün Türkiye’den olması ve son on yılda bunlara 128 kez vergi indirimi yapılması da bunu doğrular nitelikte verilerdir.

Tüm bunlar, “5li çete”nin projelerini kamulaştırmanın haklılığını kanıtladığı gibi, bunun yeterli bir çözüm olmadığını da göstermektedir. Ne yalnızca KOİ (kamu özel işbirliği)’lerin kamulaştırılması ne de kamulaştırmanın devletçi biçimde işlemesi, “torunlarımızı dahi sömürecek olan yatırımlar”ın yarattığı sorunları çözebileceğe benzemektedir. O nedenle kamulaştırma talebinin merkezine sağlık, eğitim, enerji, telekomünikasyon, ulaşım, gıda gibi özelleştirilen, piyasalaştırılan tüm projeleri almalı; ve kamulaştırmayı, piyasalaştırma yoluyla toplumsal eşitsizlikleri derinleştiren mal ve hizmetler üzerinde bir iddia ve talep olarak; mal ve hizmetleri toplumsallaştırma politikası düşünmek gerekir. Bu anlamda, kamulaştırmanın, kamu kaynaklarının gaspıyla büyüyen şirketlerin karı hesaplanarak belirlenecek bir meblağ karşılığında yapılması da kabul edilebilir değildir. Kamulaştırma süreci bir alışverişten gibi düşünülmemelidir. Daha ziyade, özel çıkarlar için gasp edilenin, toplumsal yararı yeniden tesis etme amacıyla yeniden düzenlenmesi olarak düşünmek daha anlamlı olacaktır.

Bu, kamu yararı ilkesini, bugünkü gibi yatırımların önündeki engelleri Cumhurbaşkanlığı kararıyla piyasa aktörleri lehine ortadan kaldırmaya yarayan bir uygulama olmaktan çıkarmak anlamına da gelmektedir. Dahası, kendini halktan ve ihtiyaçlarından muaf olarak tanımlayan bir “kamu”nun ve şirketlerden oluşan bir “kamuoyunun” hükmünü de sorun olarak tarif etmeyi beraberinde getirmektedir. Böyle bir izlek bize kamulaştırma pratiğinin, ilkesel çerçevesine dair de bir izlek önermektedir. Örneğin, diyebiliriz ki; vergilendirme veya emek süreçleri gereği, üreticisi de olduğumuz kamusal mal ve hizmetlerin yönetim ve denetiminde, karlılık anlamında bir verimlilik ve sürekli büyümeden ziyade; bu doğrultuda yaratılan cinsiyet eşitsizliği gibi toplumsal ve iklim krizi gibi çevresel hasarları da hesaba katarak; bunlara karşı, temel ihtiyaçları önceleyen, doğa ile dost ve halkın demokratik katılımını sağlayan bir zemini tarif edebiliriz. Sonuçta bugün ihtiyacımız olan şey kamusal mal ve hizmetlerin, yalnızca felaket getiren piyasa mantığından bağımsız bir biçimde, demokratik üretim ve bölüşümünü sağlayacak bir çerçevedir.

            Bugün pandemi, bu felaket koşulları herkesin gündelik hayatını etkileyecek biçimde görünürleştirmiştir. Özelleştirme politikalarının dayandığı, verimlilik, tasarruf ve refah vaatlerinin gerçekçi olmadığını gözler önüne sermiştir. Faturası halka kesilen, kar amaçlı hizmetlerin kalitesinin düştüğünü, devletin düzenleyici rolünün ise bütünüyle rafa kalktığını göstermiştir. Tüm bunların sağlıkta, eğitimde, tarımda, emek süreçlerinde yarattığı öngörüsüzlük ve politikasızlık, halkı, kuru ekmeğe muhtaç kılacak derecede çaresizleştirmiştir. Bugünün artan yoksullaşma, işsizlik, açlık, borçlanma gibi sorunları ve bunların iktidarca reddi de hesaba katıldığında, demokratik ve eşitlikçi bir kamulaştırma talebi yalnızca gerekli değil aynı zamanda da kaçınılmaz bir hal almıştır. Bu anlamıyla kamulaştırma, diyebiliriz ki yalnızca bir bürokratik işlem olmaktan bütünüyle kopmalı ve bir toplumsal eşitlik ilkesi olarak dönüşümün en önemli araçlarından biri haline gelmiştir.

Yanıtla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak.