Laiklik Topyekûn Mücadele Konusudur – Blog – İlda Alçay Sepetoğlu

Laiklik Topyekûn Mücadele Konusudur – Blog – İlda Alçay Sepetoğlu

İlda Alçay Sepetoğlu

Bugünlerde siyasi iktidarın en etkili temsilcilerinden birisi de Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş gibi duruyor. Kamusal alandan bireyin özel hayatına kadar hemen her konuda fikir beyan ediyor. 30 Ağustos törenlerinde devlet protokolündeki yeri 52. sıradan 12. sıraya yükselirken, kâh Cumhurbaşkanıyla temel atma töreninde kâh adli yıl açılış töreni gibi devletin en temel törenlerinde boy gösteriyor. Duaları ve nasihatleriyle toplumu AKP iktidarına ve Tanrının -hep AKP’yi ve patronları kayıran- emirlerine itaate çağırıyor. Hatta her sabah uyandığınızda çevrenizdeki insanlarla paylaştığınız “Günaydın” için bile yasaklar koyuyor. Daha doğrusu, birtakım dinsel sembollerle AKP iktidarını ve onun gündelik hayattaki ayrımcı imgelerini kalınca çiziyor. Böylelikle, iktidar içerisindeki kurumsal ve bireysel iddiasını da kuvvetlendirme şansı elde etmiş oluyor.

Bu öne çıkışı kuşkusuz temelsiz değil. Nitekim AKP’li Cumhurbaşkanı, AKP-MHP vekilleri, meclis başkanı, tarikat liderleri, sermaye çevreleri ve hatta ana muhalefet partileri açık veya örtülü kendisini ve söylemlerini onaylıyorlar. Özetle, tüm bir sistem diyanet işleri başkanının siyasal ve toplumsal-ahlaki alanı dinsel pratiklerle ve söylemlerle iktidar lehine belirlemesinde rıza gösteriyor.

Adli yıl açılışındaki manzarayı hatırlayalım. En ön sırada Kemal Kılıçdaroğlu ellerini açmış dua ediyor. İçinden neye dua ettiği bilinmez ancak hem yargının hem Cumhuriyetin geleceğine bir Fatiha okuyormuş hissi uyandırıyor.

Peki, iktidar saflarından oldukça cüretkâr çıkışlarla “laikliği kaldıralım” sesleri yükselirken, ne oluyor da “Türkiye’de laikliğin bekçisi” diye bilinmekle övünen CHP, olan biteni öylece seyredebiliyor? Kılıçdaroğlu’nun “devr-i sabık yapmayacağız”, “gel helalleşelim” çağrılarıyla, bu sessizlik hangi noktada uzlaşıya dönüşüyor? Daha da önemlisi, söz konusu uzlaşı hangi grupları, sınıfları öncelik alarak kuruluyor? Bu sorulara verilecek her yanıt, AKP sonrası dönemi de tasarlayacak bir turnusol kâğıdıdır aslında.

Laiklik İnsanca Yaşamın Bir Parçasıdır

Laiklik; bugün yüzbinlerce işsizin, geleceksizleştirilen üniversitelilerin, hakları gasp edilen işçilerin, imam hatiplerde ve diğer örgün eğitim kurumlarında gerici eğitime mahkûm edilmiş çocukların, memurların, kadınların, ezilenlerin nefes alma alanıdır. Laiklik, bir özgür yurttaşlık meselesidir. Dolayısıyla siyasal ve toplumsal hayattaki dinsel kuşatmalara karşı var olma konusu, özetle, insanca yaşam mücadelesidir.

Siyasal İslamcılığın son 19 yıldaki en büyük başarısı, sınıf çatışmalarını kültürel çatışmalara, sınıfsal öfkeyi kültürel öfkeye dönüştürebilmesidir. Emekçilerin, yoksulların düzene yönelik öfkelerinin sınıf bilinçli, örgütlü, siyasal talepleri olan bir kitle hareketine dönüşmesini engellemiş olmasıdır. Ezen ve ezilen çelişkisi, yerini muhafazakâr ve laik emekçiler arasındaki çelişkiye bırakır böylece. Sokakta mini etek giyen kadın da barınamadığı için parklarda yatan öğrenci de içki içip kızlı erkekli arkadaşlarıyla eğlenebilen bir genç de bu yüzden “sistem düşmanı”dır. Çünkü onlar, Siyasal İslamcı yeni rejimin yarattığı “suni ve yeni iç düşmanlar”dır.

Şüphesiz, “yeni iç düşmanlar” kendiliğinden ortaya çıkmamaktadır. Siyasal İslamcılığın sırtını yasladığı siyaset, onları her defasında yeniden tanımlar, tekrar eder ve kamuoyuna elindeki tüm olanaklarla propaganda eder. Bu minvalde, dini kurallara göre yaşamamak, içki içmek, eğlenmek, müzik dinlemek, serbestçe giyinmek, birlikte yaşamak vb. gündelik hayatta Siyasal İslam’ın ayrıştırıp, ötekileştirebileceği her farklılık; Cumhuriyet’in Siyasal İslamcı “millet ve devlet” söylemiyle uyuşmayan her sembolünün devlet törenlerinden, resmi günlerden, ulusal bayramlardan ayıklanması ya da içinin boşaltılması; AKP’nin hegemonya kurma gayretlerinde icat ettiği yeni ritüellerin ve söylemlerin vazgeçilmez konularıdır. Böylelikle, siyasal alana özerk bir dinsel boyut ekledikçe yurttaşlık ümmete, hukuk sembollere ve ayinlere, hak mücadelesi ise itaate dönüşmektedir.

Siyasetin kutsallaştırılması ve öte dünyaya ait olan dinsel retoriğin yaşadığımız hayatın maddi ihtiyaçlarına göre yeniden uyarlanarak yönetenlerin ve sermayedarların çıkarlarına göre, devletin elindeki her türlü -zor dâhil- aygıtla empozesi burada başlıyor. İtaat ile rıza üreten siyasi iktidar, ekonomik ve toplumsal alanda önünde hiçbir muhalif ses bırakmadan manevra yapmasına olanak sağlayan işlevsel ve güçlü bir araç yaratmış oluyor. Böylece AKP, sistemin her açığını, her krizi ve açmazı tevekkülle, kaderle, fıtratla açıklayıp telkinde bulunarak siyasal hegemonyasını korumayı başarıyor. Muhalefetin dinsel dayatmalara karşı takındığı çekimser tavır ise bu hegemonyayı perçinlemekten başka bir işe yaramıyor.

İşte tam da bu noktada, laikliğin talan edilmesine karşı başlayan sessiz uzlaşı, egemen sınıfların lehine kurulan sınıf ittifakında vücut buluyor. Nitekim laiklik, burjuva anlayışla açıklandığı gibi sadece “yaşam tarzı meselesi” değildir. Laiklik, hayatın her alanında verilmesi gereken ve en başta emekçilerin, ezilenlerin ihtiyaç duyduğu sömürü düzenine karşı özgürleşme, eşit haklara sahip olma, aydınlanma ve hür yurttaşlar olabilme mücadelesidir.

Laiklik Emek Mücadelesidir

O halde laiklik en çok da emekçiler ve ezilenler için elzemdir. Bugün neo-liberalizmin ezilen sınıflar üzerinde yarattığı tahribat, gericiliğin yükselişine ve sıradanlaşmasına neden oluyor. Türkiye genelinde AKP’nin elindeki her devlet aygıtıyla kurduğu sömürü düzeni, Siyasal İslam’ın söylemlerinden kuvvetle beslenmektedir ve hiç kuşkusuz kapitalizmi bugün yeniden üretmektedir. Örneğin, DİB başkanının geçtiğimiz haftalardaki açıklamasına bakalım: “İnanç; ticarete, siyasete, yargıya yansımasın istiyorlar” diyor. Bunun anlamı çok açık. Bütün bir hayatı patronlar ve yönetenler lehine, yeniden dizayn etmek ve emek üzerindeki tahakkümü meşrulaştırmak istiyorlar.

Ezilmek ve sömürülmek değil, ama itaatsizlik, grev ve direniş günahtır (!) Esnek çalışmanın, taşeronlaştırmanın ve kıdem tazminatının gaspının gündeme getirilip bu noktadaki yeni hak gaspları için kamuoyunun hazırlanması, grevlerin yasaklanması, sendikal faaliyetlere göz açtırılmaması vb. hepsi bu politikaların çıktısı olarak karşımızdadır.

Özetle, Türkiye’de AKP’nin düzeni, yoksulluğu yönetebilmek için laikliğin tasfiyesine dayanan Siyasal İslamcı retoriğe ihtiyaç duymaktadır ve sermaye sınıfının da iktidarın da din aracına duyduğu ihtiyaç artmıştır. DİB başkanı Ali Erbaş’ın sıklıkla halkın nabzını kontrol etmesi, rejimin sembolü olmasının temel sebebi budur.

Laiklik Ancak Sosyalist Mücadeleyle Kazanılır

O halde bugün laiklik savunusundan ayrı bir sınıf siyaseti düşünülemez ve yine benzer biçimde sınıf siyasetinden ayrı bir laiklik savunusu artık mümkün değildir. Laiklik ne özel alana sıkışabilir ne de sadece türban meselesinde olduğu gibi kılık kıyafet üzerinden tartışılabilir. Laiklik bugün adaletten, eşitlikten, emekten ve özgürlükten bahseden her toplumsal kesim için mücadele zeminidir.

Yeri gelmişken şunu da netleştirelim. Bugün CHP’nin laiklik fiilen ortadan kaldırılmışken, yüzünü sağ muhafazakâr seçmene dönmesi ve bu kitleyi arkasına alma çabası sadece bir seçim stratejisi değildir. Aynı zamanda hâkim sınıflarla kurduğu ilişkinin bağlamına ve AKP sonrası düzende sırtını yaslayacağı sermaye çevrelerine sunduğu güvenceli alana da işaret etmektedir. Oysa laikliği başat ilke olarak önüne koymayan hiçbir demokrasi mücadelesi, Siyasal İslamcı politikaların güler yüzlü sürümü olmaktan öteye geçemeyecektir.

Tam da bu yüzden sosyalist solun en önemli mücadele alanlarından biri laiklik olmak zorundadır. Kamusal ve gündelik hayatı dinsel dayatmalardan ve öğretilerden arındırmak, hak mücadelesini Siyasal İslamcı hegemonyanın elinden kurtarmak ve özgürleşmek, laiklik mücadelesiyle kol kola yürütülen bir sınıf mücadelesiyle mümkündür.

Yanıtla