Cumartesi, Şubat 27, 2021

Toplumsal Yeniden Üretim ve Pandemi*

ÖNERİLENLER

SOL Parti’den CHP’ye Anayasa Mektubu

Sol Parti bugün CHP genel merkezini ziyaret etti. Görüşmede Sol Parti başkanlar kurulu üyeleri Önder İşleyen, İlknur Başer ve...

Arap Baharı Başarısız Oldu Ancak Sefalet ve Adaletsizliğe Karşı Öfke Sürüyor – Çeviri

Counterpunch.org sitesinden kısaltılarak çevrilmiştir. Yazar: Patrick Cockburn https://www.counterpunch.org/2021/02/17/the-arab-spring-failed-but-the-rage-against-misery-and-injustice-continues/ On yıl önce, Orta Doğu ve Kuzey Afrika’nın tamamında insanlar, egemenlerine karşı ayaklanıp demokrasi...

Dosya (2): Mustafa Sönmez – Derin Yoksulluk

Türkiye’de sayıların ifade ettiğinin ötesinde yaşanan yoksullaşma pandemi koşullarında yatay ve dikey olarak ilerledi, derinleşti. Etkin bir sivil toplum...

Dosya(1): Selçuk Candanayar – Derinleşen Kriz ve Toplumun Ruh Hali

Youtube söyleşi linki yazının altında! Nazım Hikmet, Memleketimden İnsan Manzaraları’nda Kartallı Kazım’ ın hikayesini anlatırken söz eder açlıktan. 1. Dünya...

Tithi Battacharya

Korona virüs kriziyle bakımın ve yaşamı yeniden üreten işlerin  toplumun esas işleri olduğu ortaya çıktı.

Koronavirüs pandemisi çoğumuza acı bir şekilde toplumun ne kadar hızlı değişebileceğini, neyle yaşayabileceğimizi ve ne olmadan yaşayamayacağımızı gösteriyor. Aynı zamanda kapitalist ekonominin çok büyük parçalarının kolayca kaygan zemine bırakılabileceği ve kaynakların sağlığa aktarılabileceği ortaya çıkmış oldu. Hapishanelerin boşaltılması,kiraların ve ev kredilerinin askıya alınması, tüm yurttaşlara nakit para yardımı yapılması gibi bugüne kadar bize imkansız olduğu söylenen pek çok şeyse yapılmış oldu.

Tithi Bhattacharya uzunca bir süredir Yüce Piyasanın ihtiyaçları yerine insan hayatını temel alan bir toplumun neye benzeyeceği üzerine düşünüyor. ‘%99 için feminizm:bir manifesto’ kitabının da yazarı olan Bhattacharya ile toplumsal yeniden üretim teorisinin güncel durumda bize neler öğretebileceğini, solun şu anda nasıl talepler üretebileceğini ve  bugünden çıkarılacak derslerin iklim krizini durdurmakta nasıl kullanılabileceğini konuştuk.

Sarah Jaffe: Başlangıç olarak toplumsal yeniden üretim teorisini kısaca özetleyebilir misiniz?

Tithi: Toplumsal yeniden üretim, en iyi, yaşamı inşa etmek, sürdürmek ve nesilden nesile aktarabilmek için gerekli olan aktivitelerin ve kurumların tamamı olarak tanımlanabilir. Ben bunlara “yaşamı üreten işler” diyorum..

“Yaşamı üretmek” en doğrudan anlamıyla doğurmaktır. Ancak bu yaşamı sürdürebilmek için temizlik, beslenme, yemek pişirme, çamaşır yıkama gibi bir dizi başka aktiviteye ihtiyacımız var. Mekansal ve kurumsal gereksinimler vardır: Yaşanacak bir ev; çeşitli yerlere gidebilmek için toplu taşıma; kamusal dinlence ve eğlence tesisleri, parklar, okul sonrası programları gibi… Okullar ve hastaneler ise yaşamın inşası ve sürdürülmesi için en temel kurumlardandır.

Yaşamın üretimi sürecine dahil olan bu faaliyetlere ve kurumlara, toplumsal yeniden üretim emeği ve toplumsal yeniden üretim kurumları diyoruz. Ancak toplumsal yeniden üretim de bir çerçeve; etrafımızdaki dünyaya bakmak ve anlamaya çalışmak için bir mercektir. Toplumumuzda zenginliğin kaynağını, insan hayatı ve insan emeği olarak tespit etmemizi sağlar.

Kapitalist çerçeve ya da kapitalist merkez ise yaşam üretimi yaklaşımının tam tersidir: meta üretimi ya da kar üretimidir. Kapitalizm “daha ne kadar mal üretebiliriz?” diye sorar çünkü mallar, kar getirir. Dikkate alınan, üretilenlerin insanlar üzerindeki etkisi değil, kapitalizmin yüce ruhani hükümdarı olduğu malların imparatorluğunu yaratmaktır.

Toplumsal yeniden üretim sektöründeki faaliyetlerin ya da işlerin -hasta bakımı, öğretim, temizlik gibi- çoğunda kadın emekçiler yoğunluktadır. Ve kapitalizm yaşam üretimi değil de meta üretimine dayalı bir sistem olduğu için bu faaliyetler ve bu emekçiler ciddi anlamda değersizleştirilmektedir. Toplumsal yeniden üretim emekçileri, en düşük ücretleri alanlardır, ilk işten çıkartılanlardır; sürekli olarak cinsel tacize ve doğrudan şiddete maruz bırakılanlardır.

Jeff: Glenn Beck gibilerin bunu çok açık ortaya koyduğu, kapitalizmin devamlılığı için ölmekten mutluluk duyacaklarını söyledikleri bir cehennemdeyiz.

TT: Koronavirüs krizi iki noktayı çarpıcı bir şekilde açığa çıkartıyor. Birincisi, toplumsal yeniden üretimden söz eden feministlerin bir süredir ne söylemeye çalıştıklarını, yani bakım ve yaşam üretimi emeğinin toplum için elzem olduğunu, açıklığa kavuşturdu. Şu anda, karantinada, kimse “Borsa komisyoncularına ve banka yatırımcılarına ihtiyacımız var! Haydi bu hizmetleri işler halde tutalım!” gibi şeyler söylemiyor. Ama “Haydi hemşirelerin, temizlik işçilerinin çalışmaya devam etmesini; çöp toplama hizmetlerinin ve gıda üretiminin devamlılığını sağlamalıyız.” diyor. Gıda, yakıt, barınak, temizlik: Bunlar “zorunlu hizmetlerdir.”

Kriz ayrıca, kapitalizmin pandemi ile mücadelede tamamiyle aciz olduğunu da trajik bir şekilde ortaya serdi. Kapitalizm, yaşamı sürdürmek yerine karı maksimize etmeye odaklıdır. Kapitalistler, buradaki en büyük kurbanın, kaybolan sayısız hayat değil, kan kaybeden ekonomi olduğunu savunuyorlar. Öyle ki, ekonomi, Trump’tan Boris Johnsonn’a kadar herkesin kılıçlarını kuşanarak savunmaya hazır olduğu küçük savunmasız çocuk!

Bu arada, ABD’de sağlık sistemi, özelleştirmeler ve kemersıkma politikaları ile tahrip edilmiş durumda. İnsanlar hemşirelerin evde maske yapmak zorunda kaldıklarını söylüyor. Her zaman kapitalizmin yaşamı ve yaşam üretimini özelleştirdiğini söyledim ama bence salgından sonra bunu gözden geçirmeliyiz: “Kapitalizm hayatı özelleştiriyor ama aynı zamanda ölümü de toplumsallaştırıyor!”

Jaffe: Bakım emeğinin ve toplumsal yeniden üretim emeğinin diğer biçimlerinin değersizleştirilmesi üzerine biraz daha konuşmak isterim. Bir eyalette hayati işler olarak tanımlandıkları açık kalmasına izin verilen iş kollarının tam listesi vardı. Sanitasyon işçileri, kişisel koruyucu ekipman eksikliğinden dolayı iş bıraktılar. Bu işleri değersizleştirme eğilimimiz, o iş kolundaki emekçilere nasıl yaklaştığımızdan etkilenir ve nasıl yaklaştırğımızı da etkiler.

Tithi: Şu anda ABD’de bakım evleri ve yardımcı bakım endüstrisi yaklaşık 4 milyon insana hizmet veriyor. Çoğu da Medicare sistemi içerisinde. New York Times, geçtiğimiz günlerde, 380 bin hastanın, hijyen ve sağlık prosedürlerini karşılamak için yatırım yapmak istemeyen uzun süreli bakım tesislerinde enfeksiyonlar sebebi ile kaybedildiğine dair bir haber yayınladı. Bu kurumlar, salgın hastalıkların artışında önemli bir rol oynamaktadır. Bu bilgi ile, ABD’de 27 milyon insanın sağlık güvencesi olmadığı gerçeğini birleştirelim.

ABD’de evde sağlık ve bakım hizmeti veren emekçilerin %90’ı kadınlardır. Bunların %50’sinden fazlası ise beyaz olmayan kadınlardır. Kayıtsız çalışma oranını kimse bilmiyor. Hem işten atılmaya hem de ICE (Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza) baskınlarına karşı çifte bir savunmasızlık içerisindeler. Ortalama olarak saatte 10 dolar kazanırlar ve çoğunun ücretli hastalık izni ya da sağlık sigortası yoktur. Bunlar, emekleriyle ülkemizin bakım hizmetinin çoğunu sürdüren kadınlar.

Eyaletlerin zorunlu hizmetler listesindeki iş kollarında çalışan emekçilerin ücretlerini aldım ve CEO ücretleriyle karşılaştırdım. Aradaki fark astronomik. Bu emekçilerin ve emeklerinin şu anda zaruri olduğu ifade ediliyor -feministler ve sosyalistler olarak bunu hep biliyorduk- ama bankacılar evde otururken bu emekçiler saatte 10 dolardan az kazanarak çalışıyorlar.

Kriz sırasında, zorunlu sektörlerde çalışan emekçiler için “pandemi ödeneği” dediğim şeyin derhal uygulamaya koyulması gibi taleplerde bulunmalıyız. Hayatlarını tehlikeye atıyorlar. Daha yüksek ücretlere ihtiyaçları var. Bir kere de hastaneler ve tıbbi hizmetlere yatırım yapın, İspanya’nın yaptığı gibi özel sağlık hizmetlerini kamulaştırın. Herkese, özellikle de işe gitmek zorunda olanlara çocuk bakımı hizmeti ve mali destek sağlayın. Ve göçmen işçilere yapılan baskınları, sınırdışıları durdurun. Bu insanları sağlık hizmetlerine başvurmaktan alıkoyan bir şey; doktora gitmekten korkuyorlar çünkü bu Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza’da sonlanabilir. İrlanda ve Portekiz, tüm vizeleri uzatan ve kayıtdışı göçmenlik statüsünü ortadan kaldıran yasalar çıkarttı. Bunlar uygulamamız gereken modeller.

Jaffe: Washington’da salgının yayılmasının önemli sebeplerinden biri de bakım evi çalışanlarının birden fazla yerde çalışıyor olması ve virüsü birden fazla bakım evi arasında taşımış olmalarından kaynaklandı. Tek bir işte çalışırken yeterli ücret alamıyor olmak da virüsün yayılmasına sebep oluyor.

Tithi: Virüs bir bakıma demokratik, Prens Charles’i bile etkiledi. Fakat bu bize tedaviye erişimin o kadar a demokratik olacağını düşündürmemeliydi. Kapitalist sistemde, tüm hastalıklarda olduğu gibi, kimin yaşayacağını ve kimin öleceğini belirleyen şey yoksulluk ve bakım hizmetlerine erişim olacak.

Örneğin memleketim Hindistan’da yıkıcı bir etkisi olacak. Faşist başkan Narenda Modi 21 günlük karantina emri verdi. Bütün şehirler, işler için de kapandı. Peki oralara iş için gelmiş işçilere ne oldu? Modi’nin onlar için bir planı var mı? Hayır. Milyonlarca işçi, gerçekten de geldikleri köylere, yerlere dönmek için ülkeyi baştan sona yayan olarak geçiyorlar. Caddelerde batıdan doğuya yürüyen insan sıraları var. Modi, bulaşı taşıyacakları gerekçesiyle evlerine gitmelerini engellemek için her türlü kamusal ve özel ulaşımı durdurdu. Bununla birlikte, Modi, Hindistan dışında yaşayanların -üst-orta sınıfların- evlerine dönmelerini sağladı. Özel uçuşlar gerçekleştirildi, uçuşa kapalı ilan edilen yerlerde istisnalar yapıldı, özel vizeler verildi.

Küresel Güney’de kapitalist devletlerin yoksul halka muameleleri bu. Hastalığın Kalküta, Mumbai, Johannesburg ve benzer yerlerde gecekondu bölgelerini tahrip ettiğini göreceğiz. Bizi yönetenlerin, virüsün gezegenin iyileşmesinin, istenmeyenlerden kurtulmasının bir yolu olduğu söylemini duymaya başladık. Bu, en savunmasız ve zayıf olanları temizlemek için öjenik bir çağrıdır.

Jaffe: Şu andaki durum bize insansız bir dünyada karbon salınımının azaldığını göstermiyor çünkü insanların çoğunluğu ölmüyor. Bize gösterdiği dünyanın bu kadar iş yükünden kurtulup yalnızca sizin tabirinizle yaşamı üreten işleri yaptığımızda daha sağlıklı bir yer olduğunu gösteriyor.

Bhattacharya: Korona virüsünün dünyanın reset düğmesi olduğu gibi bir düşünce var, bu düşünce eko-faşist bir düşüncedir. Resetlenmesi gereken toplumsal düzendir. Virüs gittiğinde kaldığımız yerden hayata aynı şekilde devam edersek bu krizden hiçbir şey öğrenmemiş oluruz.

Evde kalmak zorunlu olunca birlikte yaşadıklarımızla daha çok vakit geçirmenin güzelliğini ve keyfini keşfedebiliyoruz. Ancak unutmamalıyız ki kapitalizm içindeki evler güvenlik ve emniyet sağlarken aynı zamanda da inanılmaz birer şiddet sahnesi. İki gün önce aldığım bir maille daha önceden gönüllüsü olduğum yerel bir sığınma evine tekrar çağırıldım, mailde şiddet vakalarında çok ani bir yükseliş sebebiyle böyle bir çağrıda bulundukları yazıyordu.

Brezilya, Sri lanka ve Hindistan’daki feminist yol arkadaşlarım da aynı şekilde herkes düdüklü tencere misali şiddet gösterme potansiyeli taşıyan birileriyle aynı evde yaşadığı için ev içi şiddette ani artış olduğunu söylüyorlar. İhtiyacımız olan sosyal mesafelenme değil; fiziksel mesafelenme, toplumsal dayanışma. Sokağımızın karşısında oturan ve sokağa çıkması daha büyük risk taşıyan komşumuzun market alışverişini görmezden gelemeyiz. İş yerine ağır makyajla gelip yüzünü kapıya çarptığını söyleyen iş arkadaşımızı görmezden gelemeyiz, nasıl olduklarını sürekli sormak zorundayız.

İnsanlar tüm bunları yetkililerden hiçbir destek görmeden tamamen gönüllü bir şekilde yapıyorlar.  Öğretmenler öğrencilerinin evlerinin önünden geçiyor ve onlara dışarıdan selam veriyorlar: ‘her şey güzel olacak’… Yaşadığım yerde pek çok yerdeki gibi 18 yaşının altındaki herkes için yemek yapılıyor hatta benim eyaletimde evlerine kadar götürülüyor. Üstelik bu hiçbir devlet yetkilisi tarafından yapılmıyor. Tamamen öğretmenlerin kendi mahallelerindeki okulda okuyan öğrenciler için düşündükleri bir organizasyon. Bu kriz günlerinde açığa çıkan daha pek çok dayanışma örneği var. Bunların her biri bizim umut kaynağımız.

Jaffe: Aslında evişleri biraz aklıma takılıyor çünkü hala devam etmek zorunda olduğumuz ‘esas ve vazgeçilmez’ işlerin çoğunluğunun kadınlar tarafından yapıldığı bir durumdayız. Ve bakım gibi normalde evde kadınların sorumluluğunda olan işlerse bir anda ‘daha az gerekli kocalar’tarafından yapılmaya başlandı. Sizce bu durum toplumsal yeniden üretim emeğinin anlaşılmasında bazı insanlara nasıl bir anlayış getirebilir?

Bhattacharya: Joan C. Williams’ın yaptığı ilginç bir araştırmaya göre işçi sınıfı erkekleri orta sınıf erkeklere göre çocuk bakımını daha çok üstlenirken orta sınıf erkekler yaptıkları işle daha çok gurur duyuyorlar çünkü işçi sınıfı erkekleri bu işleri kadınların işleri olarak gördükleri için yaptıklarını kabul etmek istemiyorlar.

Bu tabu yıkılacak mı diye merak ediyorum. ABD’de kadınlar erkeklere göre haftada ortalama 9 saat daha fazla ev işi yapıyorlar. Bu dokuz saat değişebilir, ama acaba bu tutum değişecek mi? Acaba erkekler aileyi ayakta tutarken partnerlerinin dünyayı ayakta tutmasıyla gururlanabilecekler mi?

Jaffe: Sizin de söylediğiniz gibi erkeklerin bunu kabul etmemesinin bir sebebi tüm bu işlerin kadınların işi olarak görülmesi. Bu iş bölümünde aynı zamanda ırk ayrımı yapılır hale de geldi. Bakım emeğini üstlenen pek çok kadın da dışarıdan göçmen olarak gelenler ya da beyaz değil.

Bhattacharya: ABD’de ırka dayalı bir iş bölümünden söz etmek mümkün. Dünyanın geri kalanında, örneğin Hindistan’da ise göçmen kadınlar, alt sınıfa çoğunlukla da en alt kasta mensuplar bu işleri üstleniyor. Tüm toplumların en korunmasızları bu işleri yapıyor. Aldıkları maaşlar ve haklar da bunun bir göstergesi.

Toplumsal yeniden üretimin diliyle açıklamak gerekirse gündelik işlerimiz beyazlar tarafından yapılmıyor. İşlerimizi yapan göçmen ve siyah kadınlar olmasa yemek yiyemez, sokaklarda dolaşamaz, çocuklarımızın ve yaşlılarımızın bakımını sağlayamaz, evlerimizin ve otellerimizin temizliğini yapamaz hale gelirdik. Dünyayı yeniden üreten bu emek kapitalizm tarafından tamamen görünmez kılındı.

Jaffe: Son zamanlarda bu krizin savaşa benzetildiğini çokca duyuyoruz. Ama iktisatçı James Meadway bu krizi savaş karşıtı ekonomi olarak nitelendirdi, çünkü şu anda yapmamız gerekenler bir savaşta yapılması gerekenlerin tam zıttı. Üretimi azaltmak zorundayız. Umarım bu kriz yıllardır fetişleştirdiğimiz askeri birliklerimizdense yüzyıllardır sisematik bir şekilde değersizleştirdiğimiz, gerekli, hayati ve dünya radikal bir biçimde değişse bile devam etmesi gereken işlere karşı bakış açımızı değiştirebilir.

Bhattacharya: Üretimin azalması gerektiği konusunda James’e katılıyorum ancak her türlü üretimin değil. Sağlık malzemelerinin, gıdanın ve diğer hayati kaynakların üretimini artırmak zorundayız. Dünyanın en zengin ülkesi ABD’de hemşire arkadaşlarım gerekli koruyucu ekipmanları olmadan işe gidiyorlar.

Ama örneğin onlayn alışverişi ele alalım. Kıyafet ve ayakkabı sipariş edebilmek hoş olabilir. Ancak unutmamalıyız ki ayakkabı daha önceden üretilmiş bile olsa kapınıza gelene kadar sayısız iş yerinden geçmek durumunda. Kamyon soförlerini düşünün, kamyon duraklarını açık tutanları düşünün, o durakları temizleyenleri düşünün. Hayati ilaçlar sipariş ediyorsanız devam edin ama o ayakkabı muhtemelen bekleyebilir.

Ayakkabıların arkasındaki görünmez emeği ya da tedarik zincirlerindeki insanları çoğunlukla düşünmeyiz. Ancak pandemi zamanında bu insanları riske atmaya gerek var mı diy edüşünmek zorundayız. Böyle bir riske onları atmak ister miyiz? Bu aslında insan emeğinin ürününe değil doğrudan insan emeğine bakmakla ilgili.

İkinci cümleyse ‘ordumuzu destekleyelim’: bence ordu tanımımızı baştan aşağı yenilemeliyiz. Sağlık çalışanlarımız, tarım ve gıda tedarik işçilerimiz, temizlikçilerimiz, çöpçülerimiz; bunlar bizim yeni ordumuz! Esas desteklememiz gereken insanlar bunlar. Orduyu can alan insanlar olarak düşünemeyiz. Artık orduyu hayatı devam ettiren insanlar olarak düşünmek zorundayız.

Jaffe:  On yıllardır iklim kriziyle mücadele etmek için kapitalist sistemi değiştirmemiz gerektiğini reddediyoruz. Ancak şu an sistemin ne kadar hızlı değişebildiğini görüyoruz, öyle ki içki fabrikaları dezanfektan Ford ise solunum cihazı üretimine dönmeyi planlıyor. İklim kriziyle mücadelenin geleceğine dair bu krizden nasıl dersler çıkarılabilir?

Bhattacharya:  Altyapıya dair kavgamız gerekli ancak yeterli koşul değildir. Toplumsal düzende de değişiklik için kavga etmek durumundayız. Ve bu yalnızca demokratik birtakım haklarımız için mücadele etmekten daha zor. Şimdi bile küresel ısınmadan dolayı gıda üretimi bir krizin eşiğinde.

Kontrol altına alınmazsa Güney Asya ve Afrika’da sıcaklık yılın çok büyük bir kısmında dışarıda tarım yapılamaycak kadar yükselecek ve hayvancılık ölecek. Ailemin yaşadığı Delhi’de yılın çok büyük bir kısmında yüksek sıcaklıklar nedeniyle, kışınsa hava kirliliği nedeniyle okullar kapalı kalıyor.

Tarımdaki tehdit sofraya yemeği getirmekle ‘yükümlü’ olduğu ya da direk tarımda çalışanlar kadınlar olduğu için tüm dünyada kadına yönelik şiddetin ve cinsiyetçiliğin de artmasına dönüşecektir. Şu anda bile dünyanın çeşitli yerlerinde temiz su kaynağı krizi var.

Başka bir değişle iklim krizini şu anda yaşanan korona virüs krizi gibi ele almazsak pandemi geleceklerin yanında tatil gibi kalacaktır. İklim krizi geçici değil ve pek çok insanın evde kalma şansı olmayacak.

Şu anda merkez kapitalist ülkelerin krizle başa çıkmak için nasıl olağanüstü önlemler alabildiğini görüyoruz. İngiltere hükümeti işçilerin maaşının yüzde 80’ini üstleniyor, ABD ailelere nakit yardımı yapmayı planlıyor ancak kriz etkisini yitirdiğinde bu önlemler ve bugün neyin zorunlu olduğuna dair farkındalığımız da geçerse o zaman iklim krizi gelir ve bu sefer hiçbir çıkış yolumuz kalmaz.

COVID-19 krizinin ardından kapitalizm kaldığı yerden işlere koyulmaya devam etmek isteyecek, fosil yakıtlar yeniden kullanılmaya başlanacak. İşte o zaman sistemin unutmamasını sağlamak.

* Sarah Jaffe’nin Dissent Magazine için yaptığı röpotajdan çevirilmiştir. Söyleşinin orjinal hali için:

Social Reproduction and the Pandemic, with Tithi Bhattacharya

SON HABERLER

SOL Parti’den CHP’ye Anayasa Mektubu

Sol Parti bugün CHP genel merkezini ziyaret etti. Görüşmede Sol Parti başkanlar kurulu üyeleri Önder İşleyen, İlknur Başer ve...