Türkiye’nin Enerji Krizi -2

Türkiye’nin Enerji Krizi -2

İlk bölümünü dün yayınladığımız, SOL Parti Enerji Çalışma Grubu üyesi Oğuz Türkyılmaz ile enerji krizi röportajımızın ikinci ve son bölümünde; ekolojik, kamucu, toplumcu enerji politikalarının gerekliliklerini konuştuk.

Tükettiği enerjinin %26,6’sını doğal gazdan karşılayan Türkiye, doğalgazda %99 dışa bağımlı. Öte yandan, iktidar ise enerji ihtiyacı için “yeşil kalkınma devrimi” iddiasının bir adımı nükleer enerjiye işaret ediyor. Fakat nükleer enerjinin ne bağımlılık ne de iklim krizine çare olmayacağı da görünüyor. Bu çerçevede Türkiye’nin enerji ihtiyacını karşılamada bağımsız, ekolojik ve kamucu bir çözüm mümkün müdür?

Sorunları aşmak ve krizden mümkün olan en çabuk şekilde ve en az hasarla çıkabilmek için; yurttaşların ve toplumun vazgeçilmez gereksinimlerinin karşılanmasında toplumsal yarar esaslarını temel alan demokratik bir planlama ve toplumsal kalkınma perspektifi ile kamucu, toplumcu bir programın uygulanması gereklidir.

Şirketlerin değil, yurttaşların ve toplumun çıkarlarını gözeten, sermaye kesimlerinin kârını arttırmayı değil, yurttaşların ve toplumun yaşamsal enerji ihtiyacının yeşil bir çevre, mavi bir gökyüzü, yaşanabilir bir doğa hedefleri ile uyumlu ve çevreye en az zarar verecek bir yöntemle, güvenilir ve kolayca erişilebilir şekilde kamusal bir hizmet olarak temini için, toplum yararını gözeten adil ve demokratik bir ulusal kalkınma planı ve programı oluşturulması ve uygulanması zorunludur.

Bu tür bir yapı ve işleyişin ancak bir toplumcu sistemde mümkün olabileceğini biliyoruz. Bu hedefe ulaşmak için elbette mücadele ediyoruz ve edeceğiz. Ancak var olan koşullarda da yapılabilecekler vardır. Önerilerimiz bugün ile gelecek arasında köprü işlevi görmelidir.

Enerji sektörünü özel tekellerin kâr egemenliğinden çıkarıp kamusal bir düzleme aktarma, toplum çıkarlarını gözeten, kamusal planlama esaslı, yenilenebilir kaynaklara dayalı, önce düşük karbon salınımlı bir ekonomiye yönelme, süreçte sıfır emisyonları hedefleme ve enerjiyi azami ölçüde tutumlu ve verimli kullanarak enerjide demokratik bir denetimi/programı gerçekleştirme ihtiyacı vardır.

Enerji politika ve uygulamaları çağdaş toplumlarda; tüm yurttaşların ve toplumun ortak gereksinimleri olan adalet, beslenme, uygun barınma, sağlık, eğitim, güvenli çalışma ve yaşam koşulları, ulaşım, iletişim, kültürel ve sportif hizmetler ve tüm bu hizmet ve faaliyetlerin  ihtiyaçlarını karşılayacak ve ekonomik faaliyetlerin gereksineceği miktar ve nitelikte enerjinin kamu hizmeti olarak, doğal ve toplumsal çevreye olumsuz etkileri asgari düzeyde tutularak ve azami ölçüde yenilenebilir kaynaklara dayalı, etkin ve verimli olarak üretimini, iletimini ve dağıtımını amaçlamalıdır. Böylece, enerjinin tüm tüketicilere yeterli, kaliteli, sürekli, düşük maliyetli, güvenilir ve ekolojik       bir şekilde sunulması mümkün olabilir.

Toplumun yeni bir kamu mülkiyeti anlayışı, tasarımı, kurgusu ve uygulamasına olan ihtiyacı, yaşanan krizin etkileri karşısında daha da artmıştır. Yeni bir kamu mülkiyeti anlayışı ve organizasyonu ile kamu kurumlarının, kamusal hizmet anlayışı ve toplum çıkarları doğrultusunda çalışanları tarafından yönetilmesi ve denetlenmesi, faaliyetlerinin daha verimli ve etkin kılınmasına ve böylece kamusal hizmet niteliğinin ve niceliğinin artırılmasına imkân verecektir. Çalışanların ve toplumdaki bireylerin bilgiye kolay erişebilmeleri, sorunların tartışılmasını ve karar alma süreçlerinde yer almalarını kolaylaştıracak, böylece demokratik açıdan hesap verilebilirlik gerçekleşecektir.

Yeniden kurgulanan ve emekçi halkın çıkarlarının korunmasını ve geliştirilmesini öngören toplum yararı temelli bir kamu mülkiyeti anlayışının uygulanmasıyla, kapitalist toplumun sınırları içinde bile ülke, kamu ve toplum çıkarlarının korunmasına ve sürekliliğinin sağlanmasına katkıda bulunmak imkân dâhilindedir. Böylece günümüzde kamu mülkiyeti ve kamusal hizmet söylem ve uygulamalarına karşı hızlanan neoliberal saldırıları defetmek, topluma hizmet amacının gerçekleştirilmesi ve kamu çıkarlarının korunması mümkün olabilir.

Türkiye’nin fosil yakıt bağımlılığından kurtulması ve enerji üretiminin yenilenebilir kaynaklara dayandırılması ve ekolojik bir şeklide yapılması uzun, sancılı ve zor bir süreçtir.

Enerji arzı içinde birinci sırada, yüklü miktarda ithal kömürü de içeren kömür gelmekte, onu petrol ve doğal gaz izlemektedir. Halen arz içinde, fosil yakıtların toplamı yüzde 83,5, yenilenebilir kaynaklarının payı yüzde 16,5’tir.Başka deyişle birincil enerji kaynakları arzında yenilenebilir enerji kaynakların payı yalnız altıda birdir. 2019 enerji hammaddeleri ithalat faturası 41,6 milyar dolar olmuştu. Gerek Covid-19 salgını nedeni ile talep artışının olmaması, gerekse petrol fiyatlarındaki düşüş nedeniyle, enerji ham maddeleri ithalat faturası 2020’de yüzde 30 azalmış ve 28,8 milyar dolara gerilemişti. Ancak 2021’de, petrol, doğal gaz ve kömür fiyatlarındaki yüksek artışlar, enerji ham maddeleri ithalat faturasının bu yıl çok yüksek olacağına işaret ediyor.

Elektrik üretiminde 2020’de fosil yakıtların yüzde 57,5 olan payı,2021’in ilk sekiz ayında yüzde 64,5’e yükselmiş, yenilebilir kaynakları payı yüzde 42,5’ten yüzde 35,5’e gerilemiştir.

Enerji ithalatı faturasında en büyük pay petrolündür ve enerjide dışa bağımlılığın en önemli nedenlerinden biri, karayollarındaki milyonlarca aracın tükettiği yakıttır. İthal fosil yakıtlara bağımlılığın ve karbon salımlarının azaltılması için, ulaşım ve lojistik politikalarında çok ciddi değişiklikler gereklidir.

– Özel oto sahipliğini özendirmekten vazgeçilmeli, yalnızca bütün motorlu araçları elektrikli hale getirmeye dayanan anlamsız boş hayaller bir kenara konulmalıdır.

-Kent içi ulaşımda, yürüyüş ve bisiklet yollarını, raylı toplu taşımacılığı, kentler arası ulaşım ve lojistikte raylı sistemleri ve deniz taşımacılığını başat hale getirecek politika ve uygulamalara bir an önce yönelmek zorunludur.

– Üç tarafı denizlerle kaplı ülkemiz, yüzünü tekrar denizlere dönmelidir. Sahil kentlerinin semtlerini ve kentleri birbirlerine bağlayan düzenli deniz ulaşımı hizmetleri tesis edilmelidir.

Şimdi, ışıklar içinde uyumasını dilediğim Mümtaz Soysal Hoca’nın ‘‘öpülesi gemilerinin” tekrar denizlerde süzülmesi zamanıdır.

Elektrik üretiminde kömürün payı radikal bir şekilde azaltılmalıdır.

Bu amaçla`, belirli bir zaman diliminde   kömüre dayalı elektrik üretiminin sonlandırılması hedeflenmeli,

-Yeni ithal kömür santralları kurulmasına izin verilmemeli,

– Çevreye verdikleri zararları giderici yatırımları yapmayan santralların üretimleri durdurulmalı, bu yatırımları yapmamakta ısrar eden tesislerin yönetimine kamu adına el konulmalıdır. Yapılacak kapsamlı toplumsal  fayda maliyet çalışmalarının sonuçlarına göre, ya gerekli teknik yatırımlar hızla yapılarak tesisin faaliyeti sürdürülmeli, ya da santrallarda ve santrallara kömür sağlayan maden işletmelerinde çalışanların sosyal hakları güvence altına alınarak tesis kapatılmalı; tesis, bina ve arazisi toplum çıkarları doğrultusunda   kullanılmalı,

Madencilik uygulamaları sorunlu, bulundukları bölgenin sosyo ekonomik durumu ile uyumsuz, maden işletmeleri ve santralların faaliyetleri sona ermeli,

Bilim ve tekniğin gereklerine uygun, doğal ve toplumsal çevre ile uyumlu, ,iş güvenliğinin esas olduğu bir madencilik ve  çevreye  verdikleri zararları teknik olarak  asgari düzeye düşürüldüğü denetimli kömür santralları  işletmeciliği  ancak kamucu bir yaklaşım ve toplum çıkarlarını gözeten  güçlü bir kamu işletmeciliği  ve dağınık bir yapıda değil , kompakt  bir şekilde sınırlı sayıda havzada  yapılmalı

Bugün yalnız  yüzde yirmisi değerlendirilen karasal rüzgar potansiyeli için konulan yılda 1000 MW yeni santral yapma hedefi ile potansiyelin tam olarak değerlendirilmesi 2060’da mümkün olabilecektir. Güneşte yılda 1000 MW  yeni santral kurulumu ile, 240.000 MW potansiyelin tam olarak değerlendirilmesi ancak 232 yıl sonra, 2252’de söz konusudur. Bu rakamların yer aldığı Türkiye Yeşil Mutabakat Belgesini hazırlayanların, konu hakkında   bilgi sahibi olmadıkları gibi, AB Yeşil Mutabakat hedeflerinden biri olan , deniz üstü rüzgar üretiminden  de haberdar olmadıkları anlaşılmaktadır.

Bundan böyle enerji üretim tesislerinin kamusal bir planlama anlayışı içinde, esas olarak rüzgâr, güneş vb. yenilenebilir enerji kaynaklarına dayalı ve toplum çıkarlarını gözetir biçimde ve ekolojik  bir bakış açısıyla  kurulması sağlanmalıdır.

Rüzgâra dayalı elektrik üretim kapasitesinden, yurtiçinde üretilen kule, türbin, jeneratör vb. kullanılarak en yüksek düzeyde yararlanmaya çalışılmalıdır.

Bugün yalnız yüzde 3.3’ü değerlendirilen devasa  güneşe dayalı elektrik üretim potansiyelinin kaplumbağa hızı ile  değerlendirmeyi öngören güneş enerjisi karşıtı yaklaşım devre dışı bırakılmalıdır. Kadim bir güneş ülkesi olan ülkemizde bu sonsuz kaynaktan, sıcak su eldesi, güneş mimarisine uygun yapılarla ısınma ve elektrik üretimi için en yüksek düzeyde yararlanılmalıdır.

Dünya ölçeğinde nükleer santraların atık ve risk sorunu  çözülmemiştir. Ülkenin enerji ihtiyacının en uygun şekilde karşılanmasına yönelik bir planlamaya  dayanmayan nükleer hırs ve tutkuları; ülke ve toplum çıkarlarına uygun değildir. Akkuyu NGS bir çok yönden sorunlu, genel olarak enerjide dışa bağımlılığı, özel olarak enerjide Rusya Federasyonuna bağımlılığı arttıran, yapım çalışmalarının bir an önce durdurulması  ve iptal edilmesi gereken bütünüyle hatalı bir projedir.

DSÖ’nün açıkladığı verilere göre, hava kirliliği küresel ölçekte insan sağlığına yönelik en büyük çevresel tehdit olarak görülüyor. Küresel iklim değişiklikleri, petrol, kömür ve doğalgaza tüm dünyada talebin artışı, yaşanan enerji krizinin bir boyutu. Peki yaşanan bu krizin ekoloji açısından   sonuçları nasıl olacak?

Son krizde piyasanın  sihirli eli, -iddia  edilenin aksine-  sorunları çözmek bir yana daha da yoğunlaştırırken, fosil yakıt tekellerinin güdümündeki enerji sektörü başka ne tür sorunlara gebeydi?

Kriz sürecinde enerji arzında yaşanan kesinti ve duraklamalar ve bu nedeniyle bazı sanayi  tesislerinde üretimin gecikmesi ve aksamalar, küresel arz zincirlerini de etkileyince, fosil yakıt şirketleri ve onlar için kamuoyu oluşturan çevreler hemen  “yenilenebilir enerjinin   kesintili ve güvenilmez olduğunu, fosil yakıtlardan vaz geçilemeyeceğini ve daha çok desteklenmeleri gerektiği “ tiratlarına başladılar. Fosil yakıtçılar, yoğun  kamuoyunu etkileme kampanyaları ile , AB’de Yeşil Mutabakat ve Dönüşüm  çalışmalarının temposunun  düşmesi, ABD’de ise zaten düşük olan hızını yitirmesi  ve duraklamasının peşinde.

İklim değişikliğine karşı mücadele tüm insanların  görevi. Sıcaklık artışları, kuraklıklar, ani beklenmedik su baskınları vb. olağanüstü meteorolojik olaylar vb. sonuçlar iklim değişikliği  ve her yıl milyonlarca kişinin  ölümüne neden olan hava kirliliğine karşı toplum çıkarları doğrultusunda , yurttaşların katılımıyla toplumcu,  demokratik  ve ekolojik içerikte çalışmalar  yoğunluk kazanmalı.

KİRLENMEDEN, KİRLETMEDEN,  BARIŞ İÇİNDE, EŞİT, ÖZGÜR, ADİL, AYDINLIK BİR DÜNYA  VE BAĞIMSIZ, DEMOKRATİK  VE SOSYALİZM DOĞRULTUSUNDA YÜRÜYEN  BİR TÜRKİYE DİLEĞİYLE