Çarşamba, Mayıs 5, 2021

‘Yeni bir devrimci özne’

ÖNERİLENLER

Şimdi de #SOLdaMahirVar #SOLdaDenizVar Soruşturması

SOL Parti Samsun İl Başkanı Coşkun Konca, SOL Parti Genel Merkezi’nin sosyal medyada yaptığı #SOLdaMahirVar #SOLdaDenizVar görselleri nedeniyle ‘terör...

Motorsikletli Kurye Emekçileri: Canımızı Hızlı Teslim Ediyoruz

İstanbul'da İşçi Dayanışma Derneği, motorsikletli kurye emekçileriyle birlikte ortak bir basın açıklaması gerçekleştirdi. Açıklamada, hız baskısı yüzünden işlerini can...

Muhalefetin Kalbi Sokakta – Önder İşleyen

Parti binalarımıza asılan ve her gün artarak çoğalan pankartlarımıza neden tahammül edilmediğini iyi biliyoruz. O pankartlarda yazıldığı gibi, İstanbul...

SOL Parti’ye Bu Sabah da Uşak’ta İstanbul Sözleşmesi Pankartı Gözaltısı

SOL Parti il ve ilçe örgütlerine yönelik günlerdir İstanbul Sözleşmesi göz altıları gerçekleşiyor. İstanbul Sözleşmesi Bizimdir, Tek Adam Kararı...

Tassos Tsakiroglou’nun Marta Harnecker ile mülakatı

Marta Harnecker ve Tassos Tsakiroglou

Yunan gazeteci Tassos Tsakiroglou’nun yaptığı bu söyleşi, Ocak 2017’de Atina’da gerçekleştirilen “Marx’ın Kapital’inin 150 yıllık savaşı: Yirmi birinci yüzyıla yansımalar” başlıklı konferansın öncesinde yapıldı. Mülakat ilk olarak Yunan Efmerida ton Syntakton gazetesinde; daha sonra yeniden gözden geçirilmiş ve güncellenmiş biçiminin İngilizce çevirisi, internette yayımlanan sosyalist Links dergisinde yayımlandı.

Tassos Tsakiroglou: Marx’ın kuramsal sisteminin güncelliğinin tartışılacağı bir konferansa katılmak üzere Yunanistan’a geleceksiniz. Ağır bir uluslararası finansal krizin ortasında olduğumuz bu dönemde Marx’ın ekonomi politiğin eleştirisinden hangi dersleri çıkarabiliriz?

Marta Harnecker: Marx’ın, kapitalist üretim tarzının gelişmesiyle birlikte dünyanın nasıl bir hal alacağı hakkındaki öngörüsü olağanüstü bence. Birkaç noktaya değinmek gerekirse; Marx, [sermayenin] giderek daha küçük bir azınlığın elinde yoğunlaşacağını (bugünkü çokuluslu şirketler), genel olarak üretim sürecine ve özel olarak toprağın sömürülmesine yönelik bilinçli bilimsel teknik uygulamaların olacağını (robotlu ve genetik yapıyı değiştirmeye dayalı tarım), dünya piyasa ağındaki tüm halkların genişleyeceğini ve bununla birlikte kapitalist rejimin uluslararası niteliğinin gelişeceğini (küreselleşme) söylemişti. Tüm bunları, öngörebildi; çünkü sermayenin mantığını keşfedebilmişti, bunu yaparken de işçilere, özgürleşmeleri için kuramsal araçlar sağlamaya çalışıyordu.

Şu durumda kapitalist üretim tarzının kuramsal soyut bir nesne olarak incelenmesini, toplumsal formasyonun ve buradaki sınıf mücadelelerinin somut tarihsel incelemesinden ayırt etmemiz gerekiyor. Bu farklı soyutlama düzeyleri göz önünde tutulmayarak, sanki 150 yıldır gerçeklik hiç değişmemiş gibi Marx’ın kavramlarının mekanik bir şekilde ele alınması, birçok Latin Amerikalı Marksist entelektüel ve aktivistin, kendi gerçekliğimizi klasik kavramların içine yerleştirmeye çalışmalarına ve dolayısıyla bölgemizde bu parametrelerin dışında olup biten yeni olguları anlayamamalarına yol açtı. Karl Marx’ın Kapital’i hakkındaki etkinlikte yapacağım konuşmada bu yeni olguları tartışacağım ve son yıllarda bölgemizde yaşananların yansımalarını, bunların Marx’ın Kapital’de çizdiği ana hatlardan ne ölçüde farklılaştığı ve bunlara ne ölçüde yaklaştığını göstermeye çalışacağım.

Marx’ın yaşadığı dönemden günümüze kadar gerçekten değişime uğrayan şeylerden birisi, tüm dünyada ve özellikle Latin Amerika’daki endüstriyel işçi sınıfının durumudur. Artık büyük işçi sınıfı mahallelerinde yoğunlaşmış işçiler görmüyoruz. Bu, büyük ölçüde güvencesiz çalışma koşulları ve taşeron çalışma gibi neoliberal ekonomik tedbirlerin uygulanmasından ve bu tedbirler kapsamında uygulanan ve işçi sınıfının içten bölünmesine yol açan toplumsal parçalama stratejisinden kaynaklanıyor.

Endüstriyel işçi sınıfına yapılan bu eleştirel vurgu, Latin Amerikalı partilerin, bu kıtanın devrimci toplumsal öznesinin özgül niteliklerini dikkate almamalarına neden oldu. Uzun yıllar boyunca yerli halkın ve Hıristiyanların Latin Amerika’daki devrimlerde oynayabileceği rolü idrak edemedik.

TT: Yüzde 99 ile yüzde 1 arasındaki mevcut yarılma ve gittikçe büyüyen eşitsizlik, uzun yıllar boyunca ölmüş ve toprağa gömülmüş olması gerektiği zannedilen sınıf mücadelesi kavramını yeniden canlandırıyor. Buna karşın, solun bu gerçeklikten faydalanamadığını ve kapitalizme karşı gerçekçi ve ikna edici bir alternatif geliştiremediğini görüyoruz.

MH: Sınıf mücadelesi kavramı gerçekten ölmüş müydü, yoksa bu görüşü savunanlar tarihsel süreçlerin dalgalar halinde geliştiğini mi anlamamışlardı? Sükunetin egemen olduğu dönemler olur ve bu zamanlarda sınıf mücadelesi ortadan kaybolmuş gibi görünür; fakat sonrasında öyle dönemler gelir ki ezilen toplumsal kesimler harekete geçmeye başlarlar ve son on yıllarda dünyanın farklı kesimlerinde gördüğümüz gibi kitlesel reddiyeler geliştirirler. Solun bu gerçeklikten faydalanamadığını söylüyorsunuz. Bence, en azından Latin Amerika solu için konuşacak olursak, fazlasıyla genelleme yapıyorsunuz. Neoliberalizm ve onun ortaya çıkardığı korku —açlık ve sefaletin büyümesi, refahın gittikçe daha eşitsiz şekilde dağılımı, doğanın tahribatı, egemenliğin gittikçe artan şekilde kaybı— insanların tepki verdiği; önce direndiği, daha sonra da neoliberalizm karşıtı programları olan solcu başkan adaylarının seçilmesini olası kılacak bir saldırıya geçtiği bir durum yarattı.

Bölgemizde, Amerika Birleşik Devletleri’nin bölgedeki hedeflerine ulaşmasını zorlaştıran yeni bir güçler bağıntısı kuruldu. Fakat beklendiği üzere, Amerika Birleşik Devletleri bizim bu sürecimizin ilerleyişini durdurma niyetinden hiçbir zaman vazgeçmedi ve geçtiğimiz yıl kapitalizmin tüm dünyada yaşadığı krizden kaynaklanan büyük ekonomik zorluklardan ve hammadde fiyatlarındaki düşüşten faydalanarak karşıdevrimci hedeflerinden birine ulaşarak bazı geçici ve önemli başarılar elde etti. Arjantin ve Brezilya’nın başına aşırı neoliberal yöneticiler yerleştirildi ve onlar da şimdi Venezuela’daki Bolivarcı devrimin ilerleyişini durdurmaya çalışıyorlar.

Fakat bugün bölgede bazı aksaklıklar olsa da hiç kimse eski Venezuela Devlet Başkanı Hugo Chávez’in devraldığı Latin Amerika ile bize bıraktığı Latin Amerika arasında devasa bir fark olduğunu yadsıyamaz. Nesnel bir bakış, Simón Rodríguez’in söylediği gibi “hata yapmamak için yeni yollar bulmak zorunda olan” daha ilerici ülkelerimizin bazılarında çok önemli ilerlemeler kaydedildiğini kabul etmek zorundadır. Ben konuşmamda bu konuya değineceğim. Ekonomi çerçevesinden baktığımızda, dünya ekonomik krizinin ortasında ekonomik açıdan çok başarılı olan ve sol tarafından yönetilen ülkeler var. Örneğin, devletin ekonomiye müdahalesi ve artı değerin en yoksul kesimlerin sorunlarını çözmek için kullanımı sayesinde Bolivya’nın elde ettiği başarılar bu kapsamda kayda değerdir.

TT: Yazılarınızın birçoğunda kapitalizme alternatif modeller geliştiren ilerici Latin Amerikan hükümetlerinin gidişatlarını inceliyorsunuz. Özellikle Brezilya ve Venezuela’daki gelişmeler göz önüne alındığında sizin bu hatta ilişkin değerlendirmeniz nedir?

MH: Her şeyden önce Brezilya’da Lula ve Dilma hükümetlerinin başına gelenlerle Venezuela’da olup biteni ayrı tutmamız gerekiyor. Her iki ülkede de toplumsal eşitlik, siyasi demokratikleşme, ulusal egemenlik ve bölgesel bütünleşme gibi mücadeleler olsa da Brezilya’daki güçler bağıntısı, ilerici bir anayasal düzenin kuruluğu Venezuela’daki gibi oyunun kurallarının kurumsal düzeyde değişimine izin vermedi. Brezilya’da İşçi Partisi (PT) hükümetlerinin toplumsal meselelere vurgu yaptığını söyleyebiliriz, fakat neoliberal gündemin dışına çıkamadılar. Venezuela’da Chávez hükümeti kapitalizme alternatif yeni bir toplum inşa etmeye yöneldi —bu da yirmi birinci yüzyıl sosyalizmiydi. Chávez, bunu yaparken devraldığı devlet düzeninden başlamak zorundaydı, bu nedenle yola çıkarken attığı ilk adım, oyunun kurallarını kurumsal düzeyde değiştirmek oldu: Halkın özneliğinin vazgeçilmez bir öğe olduğu yeni bir anayasa yazıldı.

Halkın özneliğine duyulan ihtiyaç, Chávez’in demokratik sosyalizm önerisini, devletin tüm sorunların çözümünden sorumlu olduğu ve halkın bundan faydalanmasının öngörüldüğü diğer sosyalist deneyimlerden ayıran öğeydi. Brezilya’da Bolsa Familia planıyla yapılan şey tam da buydu. Milyonlarca yoksul Brezilyalı aile, edilgen bir şekilde devletten yardım aldı. Temel ihtiyaçları karşılandıktan sonra ortaya çıkan yeni ihtiyaçlar, petrol fiyatlarındaki düşüş yüzünden karşılanamadı. Muhalefet bu durumdan faydalanarak hükümet karşıtı cepheyi örgütledi ve nihayetinde parlamentodaki güçlerin birleşmesiyle mümkün hale gelen kurumsal darbe gerçekleştirildi.

Chávez hükümetinin yönelimiyse tamamıyla farklıydı. Chávez, sosyalizmin tepeden buyrulamayacağına kanaat getirmişti, sosyalizmi halkın inşa etmesi gerektiğinden emindi. İşte bu yüzden halkı örgütlemek için, halkın ihtiyaçlarının ve bu ihtiyaçların devletin yardımıyla nasıl karşılanabileceğinin tartışabileceği komünal konseyler, işçi konseyleri ve komünlerin de aralarında bulunduğu farklı yolları teşvik etti. Bu süreçte geçmişin dilencileri, kendi çözümlerini üreten halka dönüştü. İşte bunlar da geçmişte Chávez’i, şimdi de onun halefi Maduro’yu destekleyen halk kesimleridir.

Hiç şüphesiz ki Chávez’in ektiği tohumlar halk kesimlerinde birçok insana dokundu ve onları olgunlaştırdı, Venezuela’da yaşadığım yıllarda buna bire bir şahit oldum. Ben inanıyorum ki; okuma, düşünme, katılma, inşa etme ve karar alma fırsatı verilen, böylelikle özgüvenleri muazzam şekilde artan ve insani açıdan zenginleşen tüm bu insanlar, tüm bunları mümkün kılan bu süreci savunacaklardır. Bu süreçte bazı hatalar yapılmış olabilir, ortada bazı zafiyetler de bulunabilir; fakat hiç kimse Venezuela’da yeni bir devrimci öznenin yaratıldığını yadsıyamaz.

TT: Fakat Venezuela’da alt üst olmuş ekonomik durumu nasıl açıklıyorsunuz?

MH: Chávez’in ölümünden sonra ortaya çıkan büyük liderlik boşluğundan da faydalanılarak Bolivarcı devrim sürecine yönelik saldırılar hem ülke içinde hem de ülke dışında tırmanışa geçti. Chávez’in mirasına sahip çıkmaya çalışan Maduro’ya karşı yeni bir darbeye girişmek çok zor olacağı için muhalefet bu dönemde ekonomik savaşı yoğunlaştırdı: Venezuela hükümeti bu üç yıllık dönemde, Chávez’in 14 yıl boyunca karşı karşıya kaldığı sayıya eşit ölçüde saldırıya maruz kaldı. Muhalefetin hedeflerinden biri, 2003’ten bu yana Mercal Misyonu çerçevesinde sürdürülen ve gıda hakkının sağlanması konusunda dikkate değer sonuçlar veren, temel gıda maddelerine devlet destekli fiyatlarla erişimi sağlayan sistemi etkilemekti.

Burada olan şey, Şili’de Salvador Allende hükümetinin istikrarsızlaştırılması için yapılanlara çok benziyor: Dolarda karaborsacılık; sanayinin belli bölümlerinin felce uğratılması; yabancı yatırımcılar ve yerli iş insanları arasında kasıtlı olarak korku yaratılması; iflas etmiş ülke imgesinin uluslararası alanda yaygınlaştırılması.

Venezuelalı iktisatçı Pasqualina Curcio’ya göre Venezuela’da halkta memnuniyetsizlik yaratmak için iki temel strateji izlendi: Bu strateji, bir yandan paralel ve yasadışı piyasada döviz kurunun manipülasyonu yoluyla, ki kur seçimlerden önceki aylarda katlanarak arttı, diğer yandan da yapay kıtlıklar yaratmak için temel malların dağıtım mekanizmalarının manipülasyonu (stokçuluk, sınır üzerinden kaçakçılık) yoluyla başarıya ulaştı.

Mal üretmeyen ve sadece yurt dışından aldıkları ile yurt içinde sattıkları fiyatlar arasındaki fark üzerinden olağanüstü karlar yapan ithalat tekelleri ve bankerler, ithal ettikleri malların (aralarında gıda ile üretim ve ulaşım için gerekli kalemlerin de bulunduğu temel ihtiyaçlar) fiyatlarını, ulusal para birimiyle hesaplanan gerçek değerinden 14,5 kat fazla olan paralel döviz kurunu kullanarak oligopolistik usulle belirliyorlardı.

Zorunlu malların fiyatlarındaki bu artışın Venezuela halkına zararı dokundu, ama bu artış aynı zamanda günlük kullanım mallarını üreten burjuvazi kesimlerinin de aleyhine oldu. Fakat yine de halk arasındaki memnuniyetsizliğin arması için bu malları dükkan raflarına vakitlice, düzenli şekilde ve yeterli miktarda koymayıp yapay kıtlıklar yarattılar.

Bu saldırılar, sadece petrol fiyatlarındaki esaslı düşüş nedeniyle değil aynı zamanda hükümet tarafından uygulamaya konulan ekonomi politikalarının zayıflığı —petrol fiyatlarındaki düşüş öngörememişti— nedeniyle halen sürdürülebiliyor. Ki burada ulusal üretimi körelten ve ülkeyi giderek daha fazla ithalata bağımlı hale getiren ithalatı önceleyen politika ile kur politikasından hiç söz etmiyorum.

Venezuela’nın burjuvazi kesimi ile yozlaşmış devlet bürokrasisinin, mevcut krizi derinleştirmek ve Maduro hükümetinin devrilmesine yol açacak koşulları yaratmak için bu nesnel durumu istismar ettiğini hiç kimse yadsıyamaz. Nasıl ki fırının sıcaklık derecesi çok yüksek tutulduğu için yanan bir kekten dolayı tarifi veren sorumlu tutulamazsa Venezuela’daki mevcut ekonomik kriz de hiçbir şekilde Chávez’in kapitalizme karşı yeni bir alternatif inşa etme çabasının başarısızlığa uğradığının kanıtı olamaz. Burada ciddi bir şekilde hükümetin nerede başarısız olduğunu ve tekrarlamaması gereken hatalarını çözümlememiz gerekiyor.

Son gelen haberler olumlu görünüyor. Yakın zamanda hükümet önemli bir başarıya ulaştı: Petrol fiyatının yükseltilmesi için kapsamlı bir uluslararası mutabakat sağlandı. Hükümet aynı zamanda ulusal üretimi teşvik ediyor ve bunun için bu ulusal çabaya katılma konusunda ülkeyle işbirliği yapmaya istekli olan tüm sanayi kesimlerine çağrı yaptı. Son olarak da görünen o ki yozlaşmış bürokrasiye karşı çok ciddi tedbirler alınması için bir karara varılmış.

TT: Aşırı iyimser değil misiniz? Muhafazakar güçlerin her geçen gün daha fazla alan kazandığını düşünmüyor musunuz?

MH: İyimserim çünkü bana kalırsa tarihsel zaman şu anda muhafazakar güçlerin aleyhine işliyor: Muhafazakar güçler, tutamayacakları sözler vererek halkı aldattılar fakat bu aldatma sonsuza kadar süremez, çünkü bu verilen sözler eninde sonunda gelip gerçekliğe çarpacak. Tarihsel zaman bizim lehimizde. Muhafazakar güçlere karşı bu kavgada bize yardımı olacak şey şudur: Muhafazakar güçler sadece seçkinlerin faydasını gözeten çözümler önerirken biz bunun tam aksine halkın büyük bir çoğunluğunun çıkarını gözetecek şekilde çözümler üreten bir toplum öneriyoruz.

Burada esas soru şu: Halkın büyük bir çoğunluğun faydasına bir projemiz varsa bu neden aynı ölçüde toplumsal desteğe ve seçmen desteğine dönüşmüyor? Buna sıklıkla getirdiğimiz açıklama da muhafazakar güçlerin medyayı, bizim projemizin çarpıtılmış bir tasavvurunu yaymak için kullandığı oluyor. Fakat bu yanlış anlaşılmada bizim de hatamız var. Biz de halka projemizin gerçek boyutlarını onların anlayabileceği şekilde anlatamıyoruz. En kötüsü de bizim hayatlarımız, projemizle uyumlu değil. Demokrasi vazediyoruz fakat otoriter davranıyoruz; dayanışmacı bir toplum inşa etmek istiyoruz ama benciliz; doğanın savunulmasını destekliyoruz ama tüketim çılgınlığının içindeyiz. İnsanları ikna etmek istiyorsak kendimizi de değiştirmek zorundayız.

Çeviren: Hüseyin HAYATSEVER

Marta Harnecker, son olarak A World to Build: New Paths Toward Twenty-First Century Socialism (İnşa Edilecek Bir Dünya: Yirmi Birinci Yüzyıl Sosyalizminin Yeni Yolları) kitabı yayımlanmış olan yazardır. (Monthly Review Press, 2015).

SON HABERLER

Şimdi de #SOLdaMahirVar #SOLdaDenizVar Soruşturması

SOL Parti Samsun İl Başkanı Coşkun Konca, SOL Parti Genel Merkezi’nin sosyal medyada yaptığı #SOLdaMahirVar #SOLdaDenizVar görselleri nedeniyle ‘terör...