ABD için seçim günü -CANLI

Anasayfa Haber ABD için seçim günü -CANLI
ABD için seçim günü -CANLI

5 Kasım Perşembe

Biden önde giderken, Trump’tan bir kez daha oy sayımını durdurma talebi yükseldi. Melanie Trump Beyaz Saray’daki eşyalarını toplamaya başlarken, Trump ve danışmaları dini ayinlerden, yüksek mahkemeye itiraza kadar her yolu deniyor.

CANLI
16:45: Henüz daha ABD’de hiçbir eyalette sandıklar açılmadı. Açıldıkça gelen sonuçları ve olayları aktaracağız.

09:45: Şu ana kadar 8 eyalet dışındaki bütün eyaletlerde sonuçlar tamamlandı, Biden’in 223, Trump’ın 212 sandalyesi oldu senatoda. 270’e ulaşanın kazanacağı seçimde, kalan 8 eyaletten 7’sinde Trump önde gözüküyor.

10:40: Donald Trump, henüz sandıklar kapanmadığı halde Beyaz Saray önünde yaptığı konuşmada zafer kazandıklarını, Biden ve demokratların seçimi çalmaya çalıştıklarını açıkladı.

11:30: Trump’ın erken zafer açıklamasına yönelik tepkiler sürüyor. Demokratik Sosyalistlerden, bugünkü seçimde de tekrar senatoya girmeye hak kazanan Alexandria Ocasio-Cortez, Trump’ın konuşmasını tehlikeli ve otoriter bulduğunu söylerken, sonuçlara saygı duyulmasını istedi. Bloomberg’in verilerine göre şu anda Biden 238’e 213 sandalyeyle önde. Fakat henüz daha sayımın bitmediği 7 eyaletin çoğunda da Trump önde gösterdiği için henüz birşey söylemek için çok erken.

19:20: Dün sandık başına giden seçmenlerin çoğunun oylarının sayılmış olmasına rağmen postayla gelen oylar henüz sayılıyor. Görünen o ki pandemi sebebiyle postayla oy kullanmayı tercih eden seçmenlerin çoğu Demokrat parti seçmeni. Biden, sabah geride olduğu Wisconsin ve Mischigan’da öne geçti. Uzmanlar, aynısının Georgia eyaletinde de olabileceğini ifade ediyor. Eğer sayılan oylarda bu ivme korunursa, Biden seçim yarışını kazanabilir.

ABD seçimleri Türkiye ve Dünya için ne ifade ediyor?

ABD’de 4 yıllık Trump yönetiminde, ülkenin emperyalist pozisyonunda bir değişim olmadığı gibi, Trump dünya çapında Macaristan, Brezilya ve Hindistan gibi ülkelerde de öne çıkan neofaşizmin sembollerinden biri haline gelmişti. Çin ile girdiği ticaret savaşı, içeride uyguladığı göçmen karşıtı politikalar, kadın düşmanlığı ve son olarak da siyahilere karşı artan beyaz ırkçı ve polis saldırılarıyla içeride de dışarıda da yeni tip bir devlet faşizmiyle ülkeyi seçime götürdü. Bunların yanında tüm sağlık kurumlarının özelleştirilmesiyle Covid-19 pandemisinin de en çok zarar verdiği ülkelerden biri oldu ABD. Seçime henüz daha aylar varken posta yoluyla oy kullanımına güvenmediğini, seçimde hile olabileceği spekülasyonlarında bulunması, kaybettiği halde zorla iktidarda kalmaya çalışabileceği sinyallerini vermişti. ABD’de seçime giderken yapılan en büyük tartışma da Trump’ın zorla iktidarını koruması ve darbe ihtimalleri üzerine oldu. Böyle bir durumda zorla indirileceğini söyleyen Biden de demokratların adayı olarak, ne ABD ne dünya halkları için çok büyük umutlar taşımıyor. Tersine, ABD’de Trump’ın başrolunde olduğu radikal neofaşist bir siyasetin yerine sunduğu şey aslında ABD müesses nizamının yeniden sürdüğü, kimlik tabanlı görece olumlu politikalar, dışarıda şahin bir emperyalist tutum ve Bush döneminin neoconlarıyla beraber krizdeki neoliberalizmi ne pahasına olursa olsun tekrar sürdürebilmek.

Sonuçlar açıklamadan önce Hayri Kozanoğlu’nun seçim ile ilgili öngörülerini aldık:

-Hayri hocam, öncelikle anketlerde favori olarak gösterilen Biden ile başlayalım. Biden’in başkan olması durumunda ABD’nin içeride ve dışarıda politikalarında nasıl bir değişim beklemeliyiz?

Hayri Kozanoğlu: Biden’in seçilmesi durumunda WHO, BM gibi kuruluşlarda ABD eski lider konumuna kavuşmaya çalışır. İçeride de bilime, teknolojiye, akademiye daha fazla önem verilir, bir anlamda ikinci dünya savaşından sonra gördüğümüz ABD’nin küresel kapitalizmin lideri rolü tekrar tesis edilmeye çalışılır. Bu geçmişte de halka büyük acılar yaşatan Amerikan emperyalizminin tekrar canlanmasıdır. Orta doğuda da daha etkin bir ABD’yi görebiliriz. Trump döneminde de orta doğu politikası İsrail etrafında, körfez ülkelerinden bir destek koruma hattı kurmaya, maliyeti yüksek savaşlardan olabildiğince çekilmeye dayalıydı. Clinton döneminde başlayan, Obama döneminde de devam eden emperyalizm çizgisi eski rayına girer.

_Peki, Trump’ın iktidarda kalması içeride ve dışarıda nasıl bir etki yaratır? Bir de zorla kalacağı yönünde spekülasyonlar var bu konuda ne düşünüyorsunuz?

HK: Trump, sağ popülist olarak nitelendirilen, otokratik, faşizme eğilimli liderliğin en belirgin örneği. Dünyada bu çizgideki liderler, Macaristan’da Orban, Filipinler’de Duterte, Türkiye’de Erdoğan, çok açık etmemekle birlikte Rusya’da Putin, Avrupanın faşist akımlarının temsilcileri, İtalya’da Salvini, Fransa’da Marine Le Penn gibi şahsiyetler muhakkak kazanmasını istiyorlar. Trump’ın kaybetmesi bir anlamda yükselişe geçen bu akımın darbe yemesi anlamına gelecek. Böyle bir yenilgi Trump’ın beslediği yalanlara dayalı, gerçeklerin kendi süzgecinden geçip yeniden imali temelli, komplolara fazlaca prim veren, mistik güçlere inanan ve kendi muhaliflerini tamamen düşman gören bir çizgiye dayanıyor. Trump’ın yenilmesi bu akımlar açısından da büyük bir gerileme olacaktır. Bir anlamda da burjuva demokrasisinin yarı faşist hareketlere karşı bir galibiyeti anlamına gelecektir dünya ölçeğinde düşünüldüğü zaman.

Trump seçim sonuçlarını tanıyamayabileceğini söylüyor. Bir anlamda da Amerikan seçim sisteminin fazlaca karmaşık olması, Trump’ın itirazlarını sürdürebileceğine, bazı yerel mahkemelerden lehine karar çıkarabileceğini gösteriyor. Bu durumda kendine bağlı milis güçlerini de sokağa dökebileceği, ülkede bir iç savaş durumu yaratabileceği endişeleri de var açıkçası.

-Uzun süredir neoliberalizmin krizi içerisindeyiz ve Amerikan emperyalizminin de zayıfladığı yorumları var. Bu iki anlamda ABD’nin gelecek dönemi için nasıl bir değişim beklemeliyiz?

HK: Trump bir anlamda Amerika’nın küresel hegemonyasının gerilemesinin özellikle ekonomi anlamında ABD’nin eski ağırlığının kalmamasına olan tepkinin bir sonucuydu. Özellikle ABD’de işini kaybeden yaşam standardı gerileyen, çoğunluğu da imalat sanayinde çalışan beyaz nüfus yaşadıkları bütün olumsuzlukların faturasını ülkedeki siyahlara, göçmenlere ve Çin’e yöneltmişti. Biden’in seçilmesi halinde evet ülkedeki kapitalizmin genel rasyonali daha fazla işleyebilir. Sonunda siyahlar, latinler ucuz iş gücüdür bunlara olan düşmanlıkta azalma görülebilir. Ki Biden’e rağmen ülkede yerleşik bir polis teşkilatıyla kendini gösteren bir ırkçılık olduğunu da biliyoruz. Ama özellikle Çin’in yükselişi, 5G, robotik, havacılık gibi alanlarda yükselişi, ABD’nin göreceli gerileyişi sürecini kolay kolay durduramaz. Bu anlamda Çin’le olan gerilimler aynen sürmeye devam eder. Neoliberalizm genel olarak çıkmaz olduğu, özellikle pandemi krizinden sonra egemen çevreler tarafından da küresel güçler tarafından da anlaşılmaya başlandı. O anlamda da IMF’nin Dünya Bankasının son dönem raporlarına baktığımız zama kamunun ekonomideki yönünün arttırılmasını, asgari ücretin yükseltilmesini krizden zarar gören yoksul kesimlere belli mali destekler verilmesini savunuyorlardı. Bu anlamda Biden’in ekonomi programında da benzer şekilde de asgari ücretin artması, 2 trilyonluk altyapı yatırımı yapılması, küresel iklim değişikliğine karşı önlem alınması, Paris anlaşmasının imzalanması benzeri bugün geçerli olan burjuva aklına uygun öneriler getiriyor. Genel standartta baktığımız zaman önceki Amerikan başkanlarına göre dahi daha sol bir yönelime işaret ediyor ki Biden demokratik partinin de sağ kanadında, dış politikada şahin ve iktisat anlamında daha tutucu bir figür olarak biliniyor yani dünyadaki rüzgarların da farklı estiğinin belirtisi olarak görülebilir bu.

Demokratların aynı kampanya ile farklı sonuç alması sürpriz olur

ANIL ABA

Amerika’da sandıklar kapandı. Sayımlar çoğu yerde devam ediyor. Sonuçları kesinleşen eyaletler var. Kesinleşen eyaletlere göre Biden önde gidiyor. Fakat kesinleşmeyen eyaletlerde Trump önde ve bu eyaletleri alırsa seçimi Trump kazanıyor. Metropollerde Biden, taşrada Trump gibi bir şablon da var. Sonuç, beklediğimiz gibi, salıncak eyaletlere kaldı. Özellikle Pensilvanya’nın kilidi açacak eyalet olduğu gözüküyor. Diğer yandan, Sanders’in dikkat çektiği gibi, posta ile gelen oyların Trump’ın önde olduğu (dolayısıyla kazandığını ilan ettiği) eyaletleri sonradan tersine çevirme ihtimali söz konusu. Bu yüzden Trump posta ile verilen oyların sayımını kabul etmeyerek süreci mahkemeye taşıyacağını söylüyor. Eğer seçim mahkemeye taşınırsa Amerika çapında büyük protestoların olması, ırkçıların da sokağı inmeleri bekleniyor. Washington DC’de birçok dükkan vitrinlerini tahtalarla kapatmış durumda.

Amerika’da seçimleri para kazanır… Dünyanın her yerinde bu böyledir, yani sermaye ile seçimler arasındaki bariz bir bağıntı vardır, ancak Amerika’da bu daha açık bir ilişkidir. Bir süredir Amerika’daki finans sermayenin Demokratları ve sanayi sermayesinin Cumhuriyetçileri desteklediği ve finanse ettiğini görüyoruz. Bir önceki seçimde Wall Street şirketleri Hillary Clinton’ı, reel sektör de Trump’ı finanse etmişti. Demokratlar kazansa Wall Street şirketleri vergi indirimleri, deregülasyon, düşük faiz vs. gibi politikalar bekleyecekti Hillary’den. Trump kazandı, çeşitli kotalar ve vergiler koyarak Çin ile ticaret bağlarını zayıflatıp Amerika’daki yerli sanayiye alan açtı. 2020 seçim kampanyalarında da finans sermayenin Demokratları, sanayi sermayesinin Cumhuriyetçileri desteklediği şablonun fazla değişmediğini gördük. Ayrıca Demokrat Parti, Trump’a karşı daha kuvvetli çıkabilecek olan Bernie Sanders’in aday adaylığını harcayarak 2016’da Hillary’yi seçmişti. 2020’de de, yine Sanders’i harcayıp Biden’ı seçti. O zaman da genç ve radikal seçmenler Sanders yoksa sandığa gitmeyiz diyorlardı, 2020’de de Sanders olmayınca bir çoğu yine sandığa gitmedi. Demokratlar adına, 2016’daki kampanyanın aşağı yukarı aynısını yürütüp farklı bir sonuç almak sürpriz olurdu. Nitekim, benzer ortamlarda yapılan yarışta Trump ilk gün itibariyle daha iddialı taraf olması sürpriz değil.

Diğer yandan Amerika’da, ve tabii diğer bütün burjuva demokrasilerinde, seçim bir illüzyondur. Son 20 seçimin 10’unu Demokratlar, 10’unu Cumhuriyetçiler; son 25 seçimin 12’sini Demokratlar, 13’ünü Cumhuriyetçiler kazandı. Halbuki Amerika gibi vatansever, milliyetçi, muhafazakar ve militarist bir ülkede Cumhuriyetçilerin uzun vadede daha baskın olmasını beklersiniz. Fakat seçimler neredeyse yazı tura gibi dağılıyor. Çünkü çok da fark etmiyor kimin kazandığı. Halk da buna kanaat getirmiş olsa gerek Amerika’da seçimlere katılım çok düşüktür. Yakın zamanlarda yüzde 70’leri geçtiği vaki değildir. Genelde yüzde 50’lerde seyreder.

Elbette imaj itibariyle Biden’ın daha makul, daha mantıklı, daha düzgün bir aday olduğu düşünülebilir. Fakat bugüne kadar, özellikle daha yakın zamanlarda, Amerikan siyaseti Demokrat Parti – Cumhuriyetçi Parti döngülerinde çok ciddi değişiklikler yaşamamıştır. Dış ilişkiler zaten bu döngülerden en az etkilenen alan. Sanders olsaydı işin rengi, bir nebze de olsa, değişebilirdi. Ancak Biden’in politika kümesinin büyük değişimler ve radikal reformlar önermediği ortada. İki adayın halka dokunacak en önemli farkı sağlık programı olabilir. Trump’ın uzak ara kazanamıyor olmasının baş sebeplerinden biri Obamacare olarak da bilinen “Affordable Care Act” kanununu geri almaya çalışması. Beceremedi, mahkemede kaldı, ama olası bir ikinci dönemde bunun üzerine daha kuvvetli gidecektir.

Amerikan doları her seçimden sonra genelde değer kazanır. Aşırı acayip şeyler olmadıkça istikrarlı yeni bir dönemin başlangıcıdır. Piyasalarda optimizm ve pozitif beklentiler yükselir. Biden’in kaybetmesi, Demokratların tabanını biraz daha kızdırabilir. Bu da 2024’te AOC’nin başkanlık adaylığı ihtimalini arttırır. Öte yandan, eğer kazanırsa, Trump’ın ikinci döneminde daha sert giderek faşizmin dozunu arttıracağına dair şüpheye mahal yok. Muhtemelen siyaset daha da gerilecek, artan gerginlik yeni protestolar ve yeni toplumsal olaylar getirecektir. Amerikan siyaseti dünyaya ihraç edildiği için bu artan muhafazakar yönelim diğer ülkelere de sirayet edecektir.

Her halükarda bu seçim sol siyasete olan ihtiyacı tekrar görünür kılmıştır. Bizim için mesele Trump’ı devirme meselesi değil kapitalizmi devirme meselesidir. Sağın yükselmesi solun yükselmesine zemin açar, eğer solda bir özne varsa… 

Yanıtla