Aşı Karşıtlığı ve Zorunlu Aşılama – Blog – Mert Karaca

Aşı Karşıtlığı ve Zorunlu Aşılama – Blog – Mert Karaca

Mert Karaca

Covid-19 pandemisiyle birlikte hayatımıza giren, ya da hayatımızda daha çok yer edinen, olgulardan biri de aşı karşıtlığı. Bu tartışmalar bizim için yeni gibi gözükse de aslında hem ülkemizde hem de dünyada uzun süredir devam etmekte. Tabii ki bireyciliğin kutsallaştırıldığı liberal Batı devletlerinde bu konu çok daha yoğun ve yaygın tartışmaları beraberinde getiriyor. Pandemiyle birlikte daha göz önüne gelmiş olsa da aslında 2018’de ABD’deki kızamık salgınının nedeni olarak son yıllarda yükselen aşı karşıtlığı gösterilmiş ve bu konu epeyce gündemi meşgul etmişti.

Bu yükselişin iki önemli nedeni var. Birincisi, Roland Pierik’in 2018’de yayınlanan makalesinde öne sürdüğü üzere, yaygınlaşan sosyal medya kullanımı ve internetin bilgi kaynağına dönüşmesiyle birlikte bilgi akışının doğrultusu düşeyden yataya evirildi. Bu şu demek, artık insanlar bir alanda uzman ya da yetkin kişilerdense kendi çevrelerinden, kendi düzeylerinden kişilerden bilgilere ulaşmaya çalışıyor. Bu dezenformasyon furyasını artık hayatın hemen her alanında görebiliyoruz. İkinci nedense, bana sorarsanız, ünlü tıp dergisi The Lancet’da Andrew Wakefield tarafından yayınlanan karma çocukluk aşısının otizme neden olduğuna dair makale. Bu makale kısa sürede bilimsel çalışmalarla yalanlanmasına, söz konusu dergi makaleyi yayından kaldırarak özür dilemesine ve Wakefield’ın bütün ünvanları ve lisansları iptal edilmesine rağmen kamuoyu üzerinde oluşan hasarın giderildiği pek söylenemez.

Türkiye’de artan aşı karşıtlığını açıklamak için de bu iki nedeni kullanabiliriz. Bunlar son derece ampirik göstergeler. Lâkin bana sorarsanız bu fenomenin çok önemli bir teorik açıklaması de var. Türkiye’nin AKP yönetimi altında geçirdiği liberal dönüşümün bireysel yaşayış biçimlerine nasıl sirayet ettiğini görüyoruz bu vesileyle. Liberalizmin en büyük karakteristiği olan dünya görüşünde muhafazakâr ama ekonomik kararlarında (sözüm ona) özgür atomik bireyler için aşı karşıtlığı son derece bereketli bir konu. Bu dönüşümün dijital çağda gerçekleşmesiyse tesirini daha da derinleştiriyor. AKP’nin Türkiye’yi Batı kapitalizminin pençesine atma uğraşında kilit bir rol oynayan bu kitleye tanınan serbestlik bu yüzden hiç şaşırtıcı değil. Son iki yıla dönüp baktığınızda, ülkede pandemi koşulları nedeniyle sekteye uğramayan üç etkinlik görürsünüz: AKP kongreleri, yandaşların düğün ya da cenaze gibi çeşitli organizasyonları ve aşı karşıtı mitingler. Bu mitinglerde alenen hükümete karşı yükseltilen sesler olmasına rağmen totaliter Erdoğan rejiminin diğer karşıt gruplara yönelik yarattığı şiddet dolu insanlık dışı baskının bu konu özelinde görülmemesinin nedeni de bu liberal dönüşümü baltalamaktan uzak durma çabası.

Bu bize çok önemli bir şey söylüyor. AKP hükümetinin özgürlük karşıtlığı sadece kapitalizmi tehlikeye sokacak özgürlüklere yönelik. Bu agresif özgürlük düşmanlığı bireyciliği besleyen aşı karşıtlarına, istismarı besleyen dini tarikatlara, sömürüyü besleyen patronlara karşı hiç vuku bulmuyor.

Zorunlu aşılamayı da Pierik’in makalesi üzerinden istişare etmekte yarar görüyorum. Bu makale pandemi öncesi dönemde, çocukluk aşıları üzerinde şekillenen tartışmayı ele alıyor. Pierik, çocukluk aşılarının herhangi bir muafiyet sağlanmadan zorunlu olması gerektiğini öne sürüyor. Buna yönelik iki argümanı mevcut. Birincisi, devletin savunmasız vatandaşlarını – bu durumda çocukları – önlenebilir hastalıklardan ölmeye karşı koruma sorumluluğu, ebeveynlerin tercihlerinden daha önemlidir. İkincisi, aşılama konusundaki bireysel seçimler, sürü bağışıklığını ve toplum sağlığını tehdit ettiğinde devletin kamu yararı uğruna müdahale etme konusunda meşru ve yasal bir gücü vardır. Muafiyet sağlanmaması konusundaki argümanı ise liberal ve laik devlet anlayışına dayanıyor. Pierik’e göre böyle bir devlet herhangi bir dünya görüşüne muafiyet sağlayamaz çünkü hangi dünya görüşünün muafiyeti hak ettiğine dair bir vasıflandırma ya da sıralama yapacak konumda değildir. Dolayısıyla ya bütün dünya görüşlerine muafiyet sağlamak ya da hiçbirine sağlamamak durumundadır. Hepsine birden muafiyet getirmesi de aşı zorunluluğunun doğasına ve amaçlarına aykırı olacağına göre, tıbbi zorunluluklar hariç hiçbir gruba muafiyet sağlanmamalıdır.

Ben bu görüşleri kabul etmekle beraber, Pierik’in zorunlu aşılama için sunduğu birinci argümanın sadece çocuklar için değil, aşı karşıtı yetişkinler için de geçerli olacağı görüşündeyim. Pierik makalesinde çocukların aşı konusunda henüz bilgiye ve mantığa dayalı karar verebilecek durumda olmadıklarından bahsediyor. Bence buradaki sorun ‘henüz’ ifadesiyle alakalı. Çocukların bu tarzda kararlar alabilme yetisini kısıtlayan şey onların doğasına dair zamansal ya da akılsal bir noksanlıktan ziyade, hayattaki önemli mevzulara dair bilgi ve tecrübe kazanabilecek fırsatlara sahip olmamaları. Bu perspektiften baktığımızda aşı karşıtı yetişkinler de, ister kendi seçimleri nedeniyle olsun ister içinde bulundukları şartlar nedeniyle, tıpkı çocuklar gibi güvenilir kaynaklardan öğrenme ya da bilgili insanlarla etkileşim kurma gibi fırsatlardan yoksun. Yetişkinlerin akılsal kabiliyetlerini sırf belli bir zamansal eşiği aştıkları için garanti olarak görmemeliyiz. Hatta bana sorarsanız, bu yetişkinler müdahaleyi çocuklardan daha çok hak ediyorlar. Çünkü çocukların problemi sadece bilgi noksanlığıyken bu yetişkinlerin problemi yanlış bilgiye sahip olmaları. Bu açıdan düşündüğümüzde bu yetişkinler çocuklara kıyasla daha az ‘bilgiye ve mantığa dayalı karar verebilecek durumdalar’.

Bence çocukluk aşıları da Covid-19 aşıları da herhangi bir dünya görüşüne muafiyet tanınmadan zorunlu olmalı. Lâkin günümüz şartları altında devlete böylesine büyük bir yetki verme fikri tabii ki beni de rahatsız ediyor. Türkiye de dahil olmak üzere dünyadaki birçok ülke totaliter rejimlerle yönetiliyor. İleri demokrasiden bahsedebileceğimiz ülkeler de bizden çok iyi durumda değil. Oralarda da devletin tekelleştirdiği otorite, sermaye sahiplerinin çıkarı için halkın hayatını esir alıyor. Devletin hayatımızın her alanına bu kadar çok tesir ettiği bir ortamda gönüllü olarak yeni bir etki alanı açma fikrinin korkutucu olduğunu kabul ediyorum. Fakat bu tartışma siyasi ve iktisadi bir tartışma olmalı. Akıl ve bilim dışı komplo teorilerinin bu tartışmada yeri yok.

İlgili makale: Pierik, R. (2018), Mandatory Vaccination: An Unqualified Defence. J Appl Philos, 35: 381-398. https://doi.org/10.1111/japp.12215