Canlı – Bağımsızlık Konferansı

Anasayfa Haber Canlı – Bağımsızlık Konferansı
Canlı – Bağımsızlık Konferansı

SOL Parti tarafından düzenlenen Bağımsızlık Konferansı, 12.00’de Başkanlar Kurulu Üyemiz Önder İşleyen ve Prof.Dr Korkut Boratav’ın katılımıyla başlayacak.

Bağımsızlık Konferansını gün boyu Canlı paylaşımlarla SOL Siyaset’ten izleyebilirsiniz.

Korkut Boratav ve Önder İşleyen’ın katılımıyla Konferans başladı.

Bağımsızlık Mücadelesi
Türkiye’nin Yeniden Kuruluş Mücadelesi
En Önemli Halklarından Birisi
Önder İşleyen

Bu Konferansı, 6 Mayıs’ta hayatını kaybeden Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan, Hüseyin İnan nezdinde, bağımsız Türkiye mücadelesinde kaybettiğimiz devrimcilerin anısına gerçekleştiriyoruz. Uğruna gözlerini kırpmadan canlarını verdikleri bağımsızlık davasının, bağımsızlık fikrini tartışmak üzere bu Konferansı düzenliyoruz, çünkü bu mücadele 68’in donmuş bir karesi değil, bugünkü karanlık düzenden çıkışın da en önemli halklarından birisidir. 

Bu Konferans aynı zamanda SOL Parti’nin, Parti program çalışmasının da bir parçası. Bu süreci, pandeminin hemen öncesinde SOL Seminerler dizisi ile başlatmıştık. Bu süreç, pandemi nedeniyle kesintiye uğramıştı. Konferans dizisi bu program çalışmamızın bir parçası olacak; sol birikimle bütünleşerek program çalışmamızı da bugünkü rejime karşı bir SOL bir mücadele eksen ve çıkış programının inşasının parçası olarak gerçekleştireceğiz. 

Bağımsızlık Neden Önemli?

Anti-emperyalist mücadele, özellikle 90’ların liberal iklimi içinde ikincil plana atıldı. Küreselleşme sürecinin emperyalizmin sonuna gelindiği görüşleri özellikle sol liberaller tarafından savunuldu. Soğuk savaşın sona ermesiyle birlikte artık tek kutuplu dünyada, ABD’nin darbe ve iç savaşlara dayanan yönetmeli de terk ettiği dünyanın demokrasinin ve refahın küreselleşeceği yeni döneme girdiği görüşleri ön plana çıktı. Bu dönemde anti-emperyalist bağımsızlık düşünceleri arkaik düşünceler olarak değerlendirilerek dışlandı. 

Bu kafa karışıklığının ülkemiz açısından en önemli sonucu, bu yeni emperyalist politikalarla uyum içinde iktidara gelen AKP’nin, Türkiye’yi demokratikleştireceği yanılsamaları etrafında siyasal İslamcı rejim inşa süreci desteklendi. Bugün de solda anti-emperyalizm konusunda ciddi farklı biçimlerde kafa karışıklığının sürdüğünü de görüyoruz. AKP ile ABD arasındaki güncel çelişkilerden hareketle, AKP’ye sözde bir anti-emperyalist misyon yükleyerek bu gerici sömürü düzeninin savunuculuğu yapan yeni bir yetmez ama evetçilik türedi. Öte yandan düzen muhalefetinin Biden sonrasında küresel liberal restorasyon beklentisi içine girdiğini de görüyoruz. Öte yanda ise Kürt hareketinin ABD ile Suriye’de kurulan ‘ittifak’ ilişkisi ekseninde emperyalizme karşı hayırhah tutumlar geliştiğini de bir başka gerçek. Tüm bu kafa karışıklıkları muhalefet potansiyelini parçalarken aynı zamanda bu mevcut gerici rejime karşı mücadeleyi de zayıflatan sonuçlar üretiyor. Bağımsızlık mücadelesi, Türkiye’nin yeniden kuruluşunun en önemli halklarından birisidir. Bu Konferans aslında tüm bu kafa karışıkları karşısında da emperyalizmin teorik temellerini hatırlamak, aynı zamanda ülkemizin bugünkü yaşadığı krizin kaynağındaki bağımlılığın nasıl işlediğini ele almak ve bunun üzerinden somut mücadele hedefleri ortaya koymak açısından önemli. 

Korkut Boratav
Emperyalizme Teslimiyeti Reddederek Onu Aşma
Solun, Sosyalistlerin İşidir


Türkiye’de emperyalizmle ilişkide sanki sözleri geçiyormuş gibi bir izlenim ortaya çıktı. Bunun komikliğini açıklayalım öncelikle emperyalizm ekonomik bir ilişkidir. Senin ekonominin dünyaya ciddi bir ihracatı var mıdır? Türkiye hala yabancı sermaye ithalatıyla hareket edebilen bir ülkedir. Türkiye’de yabancı sermaye kabaca 649 milyar dolardır. Yerli sermaye de dışarıya açılmak ister. Bizim de rantiyemiz var, üretken şirketlerimiz var, toplamı 240 milyar dolar. Yani yabancıların buradaki sermayesi yerli sermayenin dışarıdaki parasının 400 milyar üstü. Türkye’nin bağımlılığı işte.
Kabaca Türkiye her yıl 50 milyar dolar civarı sermaye ithal etmekte. Özelleştirmelerle yatırımlarla ortalama olarak. Bunun sonuçları nedir?
Birincisi, büyümeyi büyük ölçüde sermaye giriş çıkışı belirler ülkede. Sermaye girişi durunca krize sürüklenir.
İkincisi, ağır makro ekonomik bozulmalar yerleşir. Kronik cari açık gibi. Türkiye sanayisinin ithalata bağımlılığından kaynaklıdır bu. Bir de AB gümrük anlaşmasıyla da pekişmiştir.
Türkiye’de saray iktidarı taşeronluktan alt emperyalist konuma geçme isteği duymuştur. İhvan şemsiyesi etrafında islami camianın alt lideri olmak. İyi ama bu yarışta Suudi Arabistan da var, Mısır Arap dünyasının en itibarlı ülkesi. Bu macerada başarısız olmuştur Türkiye, çünkü büyük emperyalistin onayıyla olur o. ABD’nin onayı olmayınca, pek sevdikleri Abdülhamit’in stratejisine sığındılar, büyük devletlerin arasında oyun oynayabilir miyim diye. Trump döneminde bunu deneyip başarısız olmuşlardır. Ekonomik ve siyasi bağımlılığımız devam ediyor. Ölçüyü kaçırdığı zaman hemen krize giriyorsun.
CHP meclise merkez bankası bağımlılığını kalıcılaştıracak yasa önerisi getiriyor. Sabahattin Ali’nin cennetin anahtarını yabancı sermaye diye teşhir etmesinden 75 yıl sonra CHP genel başkanı cennetin anahtarını, neoliberal politikalar en kritik öneme sahip kurumlarından biri olan merkez bankasını bağımlılaştırarak yeniden getirmeye çalışıyor.
Sermaye hareketlerinin serbestliği, merkez bankasının finans kapitale bağlı hükümetlerden bağımsız hareket etmesi, enflasyonun üzerinde faiz tutmak, bağımlılığın anahtarları bunlar. CHP bunun farkında değil, AKP de değil. Sermaye hareketlerini kontrol edemiyor çünkü temel bağımlılığın farkında, 2018’den beri her faiz düşüşü döviz krizi getiriyor.
Sosyalistler ekonomik bağımsızlığın yöntemlerini bulmak, tartışmak gerek. Bu da ancak emekçi iktidarıyla olabilir ki emekçiler nelerin kaybedileceğini nelerin kazanılacağını bilsinler.
Umarım ki bu konferans bu konuları tartışmak için bir fırsat olsun.

68’in Anti Emperyalist Mücadelesi ve Devrimciler.
Serpil Güvenç:

Bağımsızlığın unutulduğu bir dönemde böyle bir konferansta bana söz verdiği için Sol Parti’ye teşekkür ediyorum. O Yıllarda bizler 20’li yaşlardaydık ve devrimin bize çok yakın olduğunu düşünüyorduk. Çünkü devrimci deneyimler yaşanıyordu. Sovyetler vardı ve halklar orada çok mutluydu. Çin’de, Küba’da devrimler gerçekleşmişti, Vietnam’da Hoşimi ve Vietkom gerillaları ABD emperyalizmine direniyorlardı. Dünyadaki gelişmeler bizlere de devrimin çok yakın olduğunu düşündürüyordu.

Dünya’da bunlar olurken Türkiye’de neler oluyordu. 1961 anayasasının sunduğu nisbi demokratik ortamın etkisiyle TİP meclise girmişti. Bağımsızlık, özgürlük, emek düşüncesi TİP’in meclise girmesiyle daha da pekişti. Daha sonları parti gençliği elinde tutamasa da gençliğin anti-emperyalist düşüncelerinin gelişmesinde önemli katkıları oldu. Türkiye NATO’ya üye olmuş, bunun için Kore savaşında evlatlarını yitirmişti. Mecliste Mehmet Ali Aybar’ın meclis konuşması bu açıdan önemliydi. “Ülkede 101 Amerikan üssü olduğunu ve vatan toprağının işgal altına olduğunu söylemişti.” Memleket işgal altındaydı bizim ne yapmamız gerekiyordu. Bu bağımlılıktan kurtulmamız gerekiyordu. 2. Bağımsızlık savaşı devrimci düşüncelerin gelişmesinde meşale oldu. 68’in birinci ayağı anti emperyalist bağımsızlık mücadelesiydi. İkinci ayağı devrimci gençlerin toplumun diğer kesimleri ile kurduğu ilişkiydi. Devrimci gençler işçi ve köylülerle iç içe geçmişlerdi. 

Denizler’in Darağaçlarında, Mahirler’in Kızıldere’de, devrimci gençlerin sokaklarda katledilmesinin altında hem bağımsızlık mücadelesi vardı hem de gençliğin işçilerle köylülerle birlikte olması vardı. Bu durum egemen sınıfları ürküttü. İstikrarı bozulan egemen sınıflar 71’de anti-komünist paramiliter yapılarıyla, ordusuyla gençliğin üzerine çullandılar. Deniz’in asılırken söylediği son sözlerinde özetlenen fikirleri yok etmeye çalıştılar, ancak bugün ki konferans gösteriyor ki bunu başaramadılar. Tepeden tırnağa haklı olanlar, tepeden tırnağa alçak ve haksız olanlara karşı kazanacak.

Bugün umutsuz olmaya gerek yok. Amerika’da kapitalistler iktidarlarımızdan biraz vazgeçelim sosyalist düşünceler gelişiyor diyorlar, Colombia’da halk sokaklarda, Bolivya’da işbirlikçi hükümet kovuldu vb. Son olarak Marksizmin- Leninizmin yüce ideolojisi bize yol göstersin, yolumuz açık olsun.

Seyhan Erdoğdu:

Denizler, Mahirler 68 Kuşağının isimleri gençler açısından tarih sayfalarından devrimci yüzler. Ancak benim için 25-26 yaşında kalmış arkadaşlarım. Biz ÖDTÜ’de emperyalizme karşı, işçilerden emekçilerden yana devrimci gençlerdik. Marks’ın, Lenin’in, Mao’nun kitapları elimizden düşmezdi. 68 kuşağının temel özelliği tam bağımsızlık ve anti-emperyalist mücadeleydi. 

Dünyadan etkilenmekle birlikte, kendi yerel özelliklerimiz mücadelede ağır basıyordu. Bir ayağımız kurtuluş savaşına basarken diğer ayağımız dünyadaki ezilen halkların kurtuluş mücadelesine basıyordu.  2. Olarak sosyalisttik. İşçilerle köylülerle ve diğer toplumsal kesimlerin mücadeleleriyle birlikteydik.  TİP’le, TÖS’le işçi sendikalarıyla çok sıkı ilişki içerisindeydik. 68 Türkiye’de eğitimin özelleştirmesine karşı mücadeleyle başladı. Daha sonra sorunların ancak düzen değişikliğiyle çözülebileceğine dair kanaat öğrenci hareketinin devrimci harekete doğru evrilmesine neden oldu.

Komünizme karşı olmakla, anti-komünist olmak aynı şeyler değildir. Anti komünizm emekten, bağımsızlıktan yana mücadeleleri ezmek için CIA ve ABD desteğiyle kurulmuş yapılardı. MTTB, Ülkü Ocakları vb. bunlara örnektir. Abdullah Gül, Tayip Erdoğan, Cemil Çiçek, Bülent Arınç, Fettullah Gülen bu isimlere örnektir. 68’liler sadece siyasal olarak değil, ekonomik olarak da bağımsızlıkçıydı. 47 Devrimci örgüt ortak pazara, montaj sanayisine, karşı büyük bir miting örgütlemişti. Son olarak 68’lilerin halktan,emekdenve mazlum halklardan başka savundukları bir şey olmadı.  

SOL Müdahale Olmazsa Dünya Krizini
ABD Kazanır
İlhan Uzgel

İlhan Uzgel, emperyalizmin çağlar içerisinde gelişim sürecini şu şekilde belirtti:“Emperyalizmin yeni yayılma biçimi yalnızca Amerikan uçak gemisinde de değil artık toplumların içerisinde ilerliyor, visa kartlarından, mevduat hesaplarının yarısının dolar kadar işlenişine hayat pratiklerini içerisine girdi.
Kontrgerillayla, işgaliyle, postalıyla gördüğümüz askeri haliyle emperyalizmi anlamak ve karşısında durmak daha kolaydı fakat artık bildiğimiz görüntülerinin ötesine geçti. Suriye’nin kendi içine çöküşü düşünülürse de aslında vesayet savaşı dediğimiz biçimin emperyalizmi nasıl evirilttiğini görüyoruz. Irak savaşı ülkelerin bizatihi dahil olduğu son savaştı.
Üstelik emperyalizmin merkezi olarak gördüğümüz ABD aslında bu süreci zayıflayarak geçiriyor. Bu durum kapitalist merkezleri arasında bir gerilime yol açıyor. Küresel kapitalizmin liderliği savaşını tetikliyor. ABD Çin’in büyümesini bilindik yöntemlerle engellemeye çalıştı fakat başarılı olamadı. 
Bu bir yenişememe süreci getirdi. Fakat bu yeni emperyalist dönemde yeni bir sol müdahale araya girmezse kazanan yine ABD olacak. 

Bağımsız Bir Ekonomi için
Kamucu, Demokratik Planlamacı Bir Dönüşüm Şart
Anıl Aba’nın moderasyonu üstlendiği ve Aziz Konukman ile Ozan Gündoğdu’nun konuşmacı olarak katıldığı Ekonomide Bağımlılık ve Bağımsız bir Ekonomi Politikası başlıklı oturumda Türkiye ekonomisindeki bağımlılık süreci ve Türkiye’nin ekonomi politikasını emperyalist bağımlılık ilişkilerinden kurtarmak için ihtiyacı olan sol politikalar konuşuldu. Anıl Aba: Bugün kapitalizmin biriken çelişkileri sürdürülemez noktaya gelmiş durumda. Artan işsizlik, genç işsizlik, güvencesizleşme, finansal istikrarsızlık, gelir dağılımı adaletsizliği, servet dağılımı adaletsizliği rekor seviyelere ulaşmışken bildiğimiz kapitalizmin 21. yüzyılı tamamlaması zor görünüyor. Aziz Konukman: Merkezden değil, yerel mekanizmaları dikkate alan katılımcı bir planlamaya ihtiyaç var. bütün demokratik kitle örgütleri, meslek örgütleri, sendikaların katılımıyla gerçekleşmesi lazım. İkincisi mutlaka toplumsal cinsiyete dayalı bir bütçeleme olmalı. Üçüncüsü çevreye dayalı bir bütçelemeye ihtiyacımız var. sosyalistler sadece insan odaklı bir büyüme düşünemezler. Bunu temel aktörleri de kitler olmalıdır.Öncelikle özelleştirilenler kamulaştırılacak. Öyle yağma yok. Bugün özelleştirilen o Kitler olsaydı, bu kuyruklar olmayacaktı.Ozan Gündoğdu: Şimdiki hükümet yetkilileri ihracata dayalı büyüme modelini iyi bir şeymiş gibi pazarlıyor. Bazı sosyal demokratlar da sosyalistler de ihracatımız artarsa dışarıya bağımsız oluruz zannına kapılabiliyorlar. Halbuki 80den itibaren türkiye’ye dayatılan bu model bağımlılık ilişkilerinin çok daha derinleşmesine sebep oluyor. Bunun sonuçları işsizlik, sürekli ekonomik kriz tehdidi, belirsizlik ve dalgalanma ile yaşamak oluyor. Bunun çözümü de kitlerin kamulaştırılması, kamunun yatırımlarda doğrudan söz sahibi olması.

Yanıtla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak.