Doları bırak sokağa bak

Doları bırak sokağa bak

Geçtiğimiz haftanın ilk günü, Erdoğan TV karşısında Kur Korumalı TL Mevduatı programını açıkladıktan sonra, planlı şekilde Merkez Bankasının müdahaleleriyle birlikte dolarda kritik bir düşüş yaşanmış, AKP cephesi buradan kendi hanelerine zafer çıkarmıştı. Doların yılın başında 8 civarından gelip 14’e düşürülmesinden zafer çıkarılması, sadece iktidarın değil, aynı zamanda muhalefetin de basiretsizliğinin sonucu oldu.

Dolara kuruna sabit muhalefet

Kılıçdaroğlu’nun, doların 17’yi bulduğu hafta muhalefeti büyük ölçüde bunun üzerine kurması, üzerine TÜSİAD ile birlikte hareket ettiğini özellikle gösterme çabası, sonuçta iktidara suni bir zafer kazandırdı. Özünde, AKP için eriyen oyları açısından çok ciddi bir değişiklik getireceği öngörülmeyen bu süreçte işaret edilmesi gereken, muhalefetin çuvallaması oldu. Türkiye’de ekonomi sadece dolar kurundan ibaretmiş, iktidarın ekonomi politikası ise bir ‘iş bilmezlik’ ürünüymüş gibi davranınca, dolar 11’i gördüğü anda muhalefetin elinde bir söz kalmadı. Üstelik, ülkenin en büyük sorunu yoksullaşma değilmiş, krizin vurduğu milyonlar açlıkla mücadele etmiyormuş gibi kendisine yoldaş ve muhattap olarak da TÜSİAD’ı alarak açıkça bir sınıf tavrı koydu, iktidarın popülist söylemlerini güçlendirdi.

Geçtiğimiz bir haftadır, muhalefetin iş bilmezliği sonucu gündemde ekonomik kriz eski sıcaklığında konuşulmaz oldu. İktidar, kendi yükselttiği doları düşürerek, krizi bitirmiş imajı yarattı. Doların, hayat pahalılığına etkisi açık, fakat değil 11’e 12’ye, 6’ya 7’ye dahi inse, Türkiye’de kronikleşmiş yoksulluğa bir faydası olmayacak. Çünkü bugün Türkiye emekçilerinin yaşadığı kriz, finans krizi değil, asıl sorun, çalışan milyonların açlıkla arasındaki arasındaki sınırın döviz kurundaki herhangi bir değişikliğe bile dayanmayacak kadar kırılgan olması.

Bu güreşi muhalefet kazanamaz

İktidarın 21 yıldır, Özal’dan aldığı neoliberal programı çok daha vahşi şekilde uygulayarak emekçileri güvencesiz ve örgütsüz bırakması, özelleştirmeler, üretime değil ithalata yönelik politikalarıyla ülke ekonomisini finans krizine, müdahaleye açık hale getirmesi bugün yaşanan krizin asıl sebebidir. Üstelik üretime değil sıcak paraya ve maksimum sömürüye dayalı bir ekonomi programı, AKP’nin icadı değil, küresel neoliberal sistemin doğrudan tüm dünyada hükümetlere dayatması. Dolayısıyla sorunu Nas’larda, bilimsizlikte arayıp, çareyi yine aynı neoliberal programı sürdürmeyi amaçlayan bir kadroda göstermek, Türkiye’nin gelecek 10 yılını da açlık ve yoksulluğa mahkum etmek demektir. Ekonomi için Babacan’ı, TÜSİAD’ı güvence göstermenin bu ülkenin emekçilerine hiçbir faydası yoktur. Nitekim iktidara karşı sürdürülen bu medyatik mücadele açısından da muhalefetin eli burada zayıflıyor. Gerektiği zaman TÜSİAD’dan çok TÜSİAD’cı olacak, Babacan’ın elinden programını alacak bir iktidara karşı daha güçlü, denetlenebilir bir neoliberal programı savunmanın anlamlı bir yanı yok. Neoliberal program asıl olarak denetlenmeden başarılı olabilir. Bunu iktidar biliyor. İktidarın ne Babacan ile ne Naslar ile çözemeyeceği şey ise halkın yoksulluğu.

“Kamucu olun biraz!”

Döviz kuru oynasın oynamasın, bugünün Türkiye’sinde artık insanların evine et girmiyor. 2016’da yoksullaşma temelli olan kriz bugün artık açlık krizine dönüştü. Ekmek kuyrukları, uzamaya devam ederken, aileler kira ödeyemediği için evlerini birleştirerek yaşamaya çalışıyor. Süt 15 lirayken değil, 10 lirayken de bu ülkenin çocuklarına ulaşmıyor. Bugün döviz krizinin yarattığı, bu sefalete alt orta sınıf katmanını da eklemek oldu.

Şimdi bu büyüklükte bir krizle mücadele eden halka çözüm olarak örtülü IMF programını, yani yoksullara daha fazla tasarrufu, daha fazla güvencesizliği, patronlara ise daha fazla rahatlığı sunmanın çelişkileri yumuşatmayacağı, daha fazla derinleştireceği ortada. Bu çelişki içerisinde mücadele de siyasi liderlerin tweet zincirlerinde de TÜSİAD’da da değil. Çözüm, sokak röportajında konuşan işportacı kadının ağzında; “Bu iş adamlarından elinizi çekin! Kamucu olun biraz ya!”