İŞLEYEN: SEÇİM BEKLEYEREK KURTULAMAYIZ

İŞLEYEN: SEÇİM BEKLEYEREK KURTULAMAYIZ

SOL Parti Başkanlar Kurulu üyesi Önder İşleyen, Evrensel Gazetesi’nin video röportajına katıldı. İşleyen, röportajda ülkedeki gidişatı, ittifak tartışmalarını ve birleşik mücadeleyi tartıştı. İşleyen’in röportajda belirttiği görüşleri şu şekilde:

ÖRTÜLÜ DEVALÜASYON

Türkiye’de şu an örtülü devalüasyonla karşı karşıyayız. AKP iktidarı TL’nin değerini bilinçli olarak aşağı çekerek ihracat eksenli bir politikayla bu süreci atlatmaya çalışıyor Bunun en önemli sonucu şu aslında; bir tarafıyla bir servet aktarımı var. Bu yükselişle birlikte bir servet dağılımı oluyor. Ve en önemlisi de bütünüyle krizin yükünü emekçilerin sırtına çıkaracak hayat pahalılığı ve zamlarla önümüzdeki süreçte artık zaten yaşanmaz hale gelmiş ülkenin bu darboğazının giderek artacağı bir tabloyla karşı karşıyayız. Bu bütün dert aslında AKP’nin iktidarını sürdürme gayreti. Ekonomik olarak gelinen aşamada hatırlarsanız AKP’nin ilk döneminde küresel sistemin imkan verdiği ölçüde sıcak para girişinin olduğu bir dönem yaşandı. Artık bu imkan da ortadan kalktı. Şu an bu tablo ülkede AKP iktidarının ömrünü uzatabilmek için dayattığı politikalar. Kurtuluş savaşı derken kendileri için bir savaştan söz etmedikleri açık. Topluma; bu acı reçeteyi biz size dayatacağız, kuru soğan yiyin kurtuluş savaşı verin diyerek kendi iktidarlarını sürdürmenin koşullarını oluşturacaklar. Genel tablo bu. Ama buradan şu sonuç çıkıyor.

Türkiye bir seçim sathına gidiyor. Biz önümüzdeki seçimlerin çok olağandışı koşullarda olacağını buradan da görmemiz gerekiyor. Çünkü ağır bir reçete topluma dayatılıyorsa bu ancak yeni baskılarla uygulanabilir. Çünkü her gün baskıların, vergilerin giderek arttığı bir tabloda bunun uygulanabilmesi ancak daha olağanüstü baskı ve yetkilerle birlikte hayata geçecektir. Ki dünkü MGK toplantısında iktidarın ekonomi politikasının bir milli güvenlik meselesi olarak sunulması bu eksende bir OHAL’in oluşturulduğunu da gösteriyor. Hem ekonominin bir MGK sorunu haline geldiği hem de iktidarın politikalarının MGK politikası olarak sunulduğu bir durum görüyoruz. Bütün itirazlarında bir milli güvenlik riski olarak bastırılmaya çalışılacağı bir tablo görüyoruz. Bir tarafıyla ekonomide OHAL ilan edip toplumun isyanını bastırmak üzere harekete geçilen, baskı dozunun artacağı bir dönem. Eline savaş yetkisini eline almış, OHAL’i 3 yıl uzatarak yeni seçim süreci de içine almış bir iktidar var. O zaman aslında biz seçime giderken seçimin bu belirlenmemiş yeni baskılarla gidilecek olan koşullarına karşı ne yapacağımız, bunun önüne nasıl geçeceğimiz konusundaki mücadele birinci mesele olarak görülmeli. Şu uy7arıyı yapmak zorundayız; düzen muhalefeti bütün toplumu bekleme odasına alı. Bekleyin, gidiyorlar, ilk sandıkta gidecekler deyip hatta neredeyse daha sonrasını kim hangi koltukta olacak muhabbeti başladı. Öyle bir Türkiye’de olmadığımızın hatırlanması gerekir. Zaten uzunca zamandır olağan seçimlere gitmiş bir ülke değiliz. Zaten iktidar hile ve zorbalıkla orada duruyor. Hepimiz referandumu aslında kaybettiklerini biliyoruz. Ancak hile ile ülkenin kaderine el koymuş bir iktidar var. O zaman bu yeni koşulların da seçim sonucunu önceden tayin etmeye, atı alan Üsküdar’ı geçecek siyasetini hayata geçirmeye çalışıyorlar. O zaman biz bugünden o atları nasıl bağlayacağımızı tartışmalıyız. Mücadeleci bir çizginin tam da bu yüzden ne kadar büyük bir ihtiyaç olduğunun bir kez daha altını çiziyoruz.

ÇARE SOL ÇIKIŞ

Bugün toplumun örgütlü mücadeleye olan ihtiyacının teşvik edilmesi gerekiyor. Toplumu pasifize eden toplumu bekleme odasına alan bir siyasetin aksine toplumu bu kötülüğe karşı mücadeleye teşvik eden, onun bulunduğu her yerde örgütlülüğünü güçlendirmeye çalışan bir mücadeleci çizgiye ihtiyaç olduğunun altını çiziyoruz. Bu elbette seçim koşulları oluştuğunda bu o zamanki topyekûn mücadeleyi de işaret eder. Ama ana eksen şudur; eğer siz kameraların karşısına çıkıp hadi şu seçimi yapın diye rica ederseniz kimse öyle bir şey yapmaz. Bu iktidarın kendi kazanabileceği en iyi koşullarda seçime gitmek istiyor. Onun koşullarını yaratmanın taşlarını döşüyor. O zaman erken seçimi mecbur kılmak için bile mücadeleci çizgiye ihtiyaç var.

Bizim son bir yılda gerçekleştirdiğimiz mitinglerde de gördüğümüz bir şey var. Artık topluma bir şey anlatmaya gerek yok. Çünkü çok acılı, çığlık çığlığa isyan eden bir toplum var zaten. Önemli olan o çığlığın örgütlü bir siyasete çevrilebilmesi, umuda dönüştürülebilmesi. Bu belirsizliğin ortadan kalkması. Kimsenin muhalefetin kendi sorunlarını çözebileceğine yönelik bir umut taşımıyor. O zaman bu sıkışmışlıktan çıkışı yaratacak, sosyalist solun çıkış politikalarının daha belirgin önderlik edebileceği bir Türkiye’ye ihtiyaç olduğunu görüyoruz.

Öncelikle ittifak tartışmalarda gördüğümüz bir zaaf var. Biri, ittifakın taktiğinin ön plana alınması. Seçim sathına girildiğinde kim kimle nasıl olacak. Bu bir kere burada kurulacak şeyin politikasının ne olacağını yüzeyselleştiriyor, siyasetsizleştiriyor. Birleşmenin ne için olacağından bağımsız olarak kendisinin neredeyse fetiş haline getirildiği bir durum ortaya çıkıyor.

Öncelikle Türkiye’nin bir sol çıkış politikasına, tüm topluma gösterilecek şekilde güçlendirilmesine ihtiyaç var. Ne için birleşeceğiz? Bizim açımızdan 2010’lardan beri izlediğimiz siyasetin bir başka versiyonu. Biz Türkiye’de bir gerici faşist iktidara geçiş sürecini engelleyecek şekilde tüm muhalefetin ortak mücadelesini o dönemden itibaren savunduk. Hatta 2007’lerden itibaren islamcı faşizme doğru gidildiğini söyledik, tüm muhalefet güçlerini bunu engelleyecek bir mücadele hattına çağırdık. Biz de bunun gerekliliklerini yerine getirmeye çalıştık. 2010 referandumunda TKP, EMEP ve Halkevi ile kurduğumuz HAYIR ekseni bunun eşiklerinden biriydi. Biz muhalefetin o dönemde Kürt hareketine dair solun içerisindeki kimi yapıların bir tür bu iktidarın demokrasi getireceğine dönük yanılgılarına da vurgu yapan bir siyaset izledik. Bugün gelinen aşamada da bu siyasetin etrafında bir birikme olduğunu görüyoruz. Bu siyaset etrafında tüm muhalefet birleşti. Bu çok önemli pozitif bir gelişme. Biz önümüzdeki dönem nerede birleşeceğiz?

SEÇİM REFERANDUM OLACAK

Birincisi, tek adamı yenme konusunda tüm muhalefet ile birleşmeliyiz. Ortak seferberlik içerisinde olmalıyız. Türkiye’nin önümüzdeki seçimini de bir referandum olarak tanımlıyoruz. Bu ucube rejimden çıkış için bir referandum. O da HAYIR cephesinde olan herkesle belirli bir koordinasyon içerisinde, seçim güvenliği dahil olmak üzere ortak seferberlikle bir çıkışı örgütleyeceğiz.

İkincisi, sosyalist solun kendi kişiliğiyle, kimliğiyle politikasıyla siyasete ağırlık koyması gerekiyor. Evet tek adam rejiminden çıkış çok önemli. Ama bu tek başına yeterli değil. Bunun yerine alternatif olarak ortaya çıkan millet ittifakının politikalarına bakınca, gerici bir restorasyonu ülkeye taşımaya çalıştıklarını görüyoruz. Bu ne demek? Güncel olarak halkın ezilmişliği ortadayken izledikleri çözüm önerilerine bakarsanız, parasız eğitim sağlık yok. Türkiye bu ekonomik darboğazdan nasıl çıkacak denilince küresel sermayeye güvence vermek dışında bir politikaları yok. Merkez Bankası bağımsız olsun deniyor. Küresel sermayeye bağımlı hale gelsin. Biz halkın çıkarlarını esas alan, MB dahil olmak üzere her şeyin halkın çıkarına bağımlı hale geldiği bir ekonomik düzeni savunuyoruz. Bunlara dikkat ettiğimizde şunu vurguılamak gerek: millet ittifakının toplumun önüne koyduğu politikalar umut değil. Önümüzdeki dönem, AKP-MHP politikalarına hayır demek, bu ittifakın politikalarına evet demek değil.

MİLLET İTTİFAKI DEĞİŞTİREMEZ

O zaman sosyalist solun bir kere bu millet ittifakının ortaya koyduğu, 20 yıllık rejimle gerçek bir hesaplaşmanın mümkün kılınmadığı politikaların da eleştirisini içeren bir yerde bir sol çıkış ekseninin politikasını ortaya koymak durumundayız. Toplum şunu görüyor; devrim niteliğinde köklü değişimler olmaksızın ülke bu bataktan çıkamaz.

Diyanete giden bütçeyi düşünelim. Ne yapılıyor bu parayla? Diyanet başkanının, bir grup din bezirganının şatafat içinde yaşadığı bir toplum, devlet yapısı var. Burada sadece diyanet değil, tarikatların bu devlet içerisindeki yeri ne? Kamu kaynaklarından tarikatlara ne kadar aktarılıyor? AKP tarafından kurulan vakıflara ne aktarılıyor? Gerçek bir laik dönüşüm için bu hesaplaşmanın yapılması gerek, bu bütçenin emekçi halkın sorunlarına aktarılması konusunda millet ittifakı nerede duruyor. Sadece bu değil, tüm kurumları özelleştirilmiş bir ülke var. Böyle bir krize dayanmasının mümkün olmamasının birkaç nedeninden biri bu. Enerji altyapısı özelleştirilmiş. Ulaşım altyapısı özelleştirilmiş. Sadece 5’li çete de yok Türkiye’de, irili ufaklı birçok çetenin eline teslim edilmiş ülke kaynakları. Bunların, özelleştirilmiş KİT’lerin geri alınması mücadelesi nasıl sürdürülebilir? Burada örgütlü halk mücadelesine ihtiyaç var. Pandemide gördük ki eğer eğitim, sağlık, gıda, barınma ücretsiz değilse halkı korumanın mümkün olmadığı bir durumla karşı karşıyayız. Eğitimin, sağlığın, özel okul özel hastane patronlarından geri alınıp ücretsiz hale geldiği, insanların gıdaya erişebildiği bir sosyal dönüşümün gerçekleştirildiği bir Türkiye için köklü dönüşümlere ihtiyaç var. O yüzden çok kolay çözülebilir bir sorun yumağıyla karşı karşıya değiliz. Bu iktidarın yenilgiye uğratılacağı süreç riskli bir süreç. SADAT’ı ile cihatçı örgütleri ile devletin baskı güçlerini elinde tutan tek adam yetkisiyle riskler barındıran bir süreç. Bu başarıldıktan sonra, harap edilmiş bir ülkede geçiş süreci çok kolay olmayacak. Orada zaten bütünüyle tasfiyeden de söz edilemeyecek. Belediyeler alındı ne oldu kolay gidiyor mu süreç? Çünkü 20 yıldır devlet içerisinde bir şebeke var. Sosyalist solun sadece bu süreçte değil iktidar değişimi sürecinde de çok ciddi sorumlulukları olacak. Örgütlü halk muhalefetini sürdürerek ancak kazanılabilir.

Demokrasi açısından da böyle. Herkes güçlendirilmiş parlamenter sisteme geçelim diyor. Tamam da ne bu? Bütün Türkiye parlamenter sistemle geldi bu sürece. Bütün devlet yapısının, faşist çete ve kontrgerilla yapısına sahip bir ülke yapısı gerçekliği var. Demokrasi o zaman sadece parlamenter sisteme geçiş sınırında ele alamayız. Bütünüyle aslında önümüzdeki süreçte biz açıkça söylüyoruz: Baraj kalksın! Korkut Boratav hocanın Şili örneğinden hareketle bir önerisi var, bizim de önerdiğimiz bir seçenek bu; bu iktidar yenilgiye uğratıldıktan sonra tabii ki belirli değişiklikler gerçekleşir ancak özellikle Türkiye’nin yeni kuruluş sürecine gidilen noktada, yeni anayasaya giden noktada barajlar sıfırlanarak, demokratik bir sürecin önü açılarak, siyasi partiler yasasındaki değişikliklerle bir seçim yapılması lazım. Seçime gidiş koşullarının bütünüyle demokratikleştiği, tüm toplumsal kesimlerin kendi adaylarıyla seçime gidebildiği bir süreç oluşmalı. Ama açık söyleyelim kimse bunları bizim adımıza yapmaz. Eğer biz gerçekten haklarımız için, Türkiye’nin kuruluş sürecine soldan, emekten halktan yana müdahale için örgütlü şekilde taleplerimizle olursak Türkiye’yi ileriye taşıyabiliriz.

Yoksa muhalefetin de büyük bir iddiası yok. 2002-2010 AKP sürecine geri döneceğiz diyorlar. Bütün iddiaları bu. Bu iddiaya sığar mı bu toplum? Düşünelim AKP’ye itiraz eden kadınların, gençlerin, emekçilerin itirazları sığar mı? Sığmaz. Bu itirazların o zaman siyasal bir programını ortaya koyarak bu süreci örgütlemeliyiz.

EMEKÇİ HALKIN İTTİFAKI

Biz o yüzden sosyalist solun bir diyalog içerisinde olmasını, bu diyalogun ortak mücadele koşullarına dönüşmesini, siyasete birlikte müdahale koşullarının artmasını önemsiyoruz. Bu bakımdan TKP ile EMEP ile olumlu bir düzlemde gerçekten hesapsız kitapsız memleketi dert eden, emekçi halkın geleceğini dert eden bir düzlemde ciddi bir diyalog ve tartışma içerisindeyiz. İlerleyeceğimiz noktalar ortaya çıktı. Tabii ki kısmi farklılıklarımız olabilir. Bunları tartışıyoruz. Bir taraftan TKH gibi öznelerle tartışmayı sürdürdüğümüz farklı düzlemler de var. Önümüzdeki dönemde olgunlaşacağını tahmin ediyoruz.

CHP mitinglerinin kitle kontrolü olduğunu itiraf ediyor örneğin. Sosyalist sol kendi bağımsız gücüyle ortaya çıktığında, böyle bir dolaylı etki yaratıyor. Sokağa çıkmak zorunda kalıyorlar. Sosyalist sol Türkiye siyasetine, reel siyasete ağırlığını koyacak şekilde yan yana gelmeli, birleşmeli. Bizim dışımızda emekçi halkın sorunlarının talep olacağı bir seçenek yok. Tek çare sosyalist sol. Bu yüzden biz de bu talepleri güçlü şekilde reel siyasete taşımak zorundayız.

Biz seçime indirgenmeyecek bir tartışma ve diyalog içerisindeyiz. Bu krizin düzen muhalefeti politikaları ile çözülmeyeceğinin farkında olarak bugünden başlayıp seçim sonrasına uzanacak mücadele hattının ne olabileceğini tartışıyoruz. Bunun seçim sathında kazanacak taktik, nitelik bugünün tartışması değil. Çünkü gerçekten koşulları oluşmamış bir seçimin taktiğini ön plana almak tüm riskleri gölgeleyen bir seçenek. Birisi çıkıyor seçime CHP kapatılarak girilsin diyor. HDP’nin kapatılması ortada duruyor. Savaş yetkisi ellerinde. O zaman bunun taktiğinin değil politikanın ön plana alınması lazım. Biz 3 örgüt olarak tabii ki tartışmalarda belli bir mesafe kat ettik ana çizgilerimiz konusunda. Nedir bu ana çizgiler; millet ittifakının dönüşüm programının da eleştirisini içeren bir dönüşüm politikasının ortaya konması. Bu mücadele çizgisi ortaya konduktan sonra bu 3 parti ile sınırlı kalmaz. Tüm toplumun, halk sınıflarının örgütlülüklerine doğru genişleyecek bir çalışma olacak. Ama bulunduğumuz aşama en azından şu an böylesi bir siyaset ekseninin politika ekseninin ortaya konularak sosyalist sol adına ortak bir güçle topluma ifade edilerek yol alınmaya başlanmasıdır.