NATO Ukrayna’da Başlayan Savaşı Genişletmek İstiyor

NATO Ukrayna’da Başlayan Savaşı Genişletmek İstiyor

Analiz

60 yıldır dünyanın her yerinde işgal, katliam, darbe ve iç savaş körükleyen emperyalizmin uluslararası savaş aygıtı NATO, bu hafta İspanya’da toplandı. Madrid’deki toplantının gündeminde, İsveç ve Finlandiya’nın örgüte katılımının yanında, Çin ve Rusya’ya yönelik savaşın genişletilmesi vardı. NATO genel sekreteri Stoltenberg, henüz daha ilk gün yaptığı açıklamalarla, 2010’daki raporlarını değiştirerek Rusya’yı doğrudan, Çin’i potansiyel tehdit ilan ettiklerini açıkladı.

Sarayın Umduğu

Finlandiya ve İsveç’in üyelik girişimleri de Rusya’yı kendi bölgesinde daha çok sıkıştırarak genişleme ve savaş provokasyonu olarak toplantının önemli maddelerindendi. Sarayın, bu iki ülkenin üyeliklerini YPG’ye destek sebep göstererek veto edeceği sözleri ise toplantının ilk gününden kuru gürültüye dönüştü. Erdoğan, söylediklerinin onda birini karşılamayacak bir metne çarçabuk imza atarak İsveç ve Finlandiya’nın üyeliklerini desteklediğini açıkladı. Toplantı öncesi çıkan gürültünün amacı sadece iç politikada prestij elde etmek değil, dışarıda da iktidarının daha fazla dikkate alınması ve yönetime geldiğinden beri kendisiyle doğrudan görüşmekten kaçınan Biden’in ilgisini çekmek üzereydi.

Erdoğan NATO açısından, S-400 krizinden sonra özellikle Ukrayna savaşı başladığından beri verdiği drone desteği ile Rusya karşısında Avrupa’da yeni savaş için güven veren bir müttefik haline geldi. Madrid’deki toplantıdan bir hafta önce, Washington’a bağlı Foreign Policy (Dış Politika) isimli yayın, Erdoğan rejiminin tüm ‘çirkinliklerine’ rağmen Rusya’ya karşı savaşta stratejik önemde bir müttefik olduğuna ilişkin kapsamlı bir yazı yayınlandı. AKP’nin Ukrayna’ya silah satışının diğer Baltık ülkelerine de genişleyebileceği, Rusya’nın askeri olarak karadan ve denizden, ekonomik olarak da ambargolar üzerinden gerçekçi bir şekilde boğulabilmesi için Türkiye’nin tamamen NATO tarafında olması tembihlenen yazıda, Türkiye’nin iç politikasına yönelik de kritik bir analiz vardı. Batıya, Türkiye’de gelecek yeni bir rejimi beklemenin anlamsız olduğu, Erdoğan’ın koltuğunu adil, hilesiz bir seçimle bırakacağının hayal olduğu vurgulanıyordu. Kuşkusuz Saray rejiminin yana yakıla her fırsatı Biden yönetimi ile yakınlaşmak için kullanması, özellikle Kırım krizi başladığından beri gerek Montrö üzerinden verilen mesajlar gerek doğrudan Ukrayna ordusuna verilen desteğin arkasında, içeride gücünü gayri meşru şekilde tahkim edebilmek için emperyalizmin merkezinden en azından gözünü başka yere çevirmesini istediği aşikar. Önümüzdeki seçim sürecinde sarayın hamle kapasitesinin, emperyalizmin alacağı pozisyona ve rejimin gelecek planlardaki kullanışlılık potansiyeline göre artıp azalacağını dikkate almak gerek. Sedat Peker ifşalarıyla derinleşen kontrgerilla içi hesaplaşmalar, her ne kadar rejimin 15 Temmuz’dan beri Amerikancı özel harpa alternatif SADAT ve benzeri aygıtlar ortaya çıkardığını ortaya dökse de saray en nihayetinde Washington’a göbek bağını kesebilecek ne kudrete ne tahayyüle sahip değil. 2016’dan beri gerek S-400 meseleleri, Şangay beşlisi çıkışları olsun, rejimin dönüp dolaşıp geleceği yer Amerikan emperyalizminin refahı için Doğu Avrupa’ya silah satmak.

Avrupa Yeni Cephe mi?

NATO görüşmelerinde dikkat edilmesi gereken bir diğer gelişme, Ukrayna’daki savaşa yönelik herhangi bir barış imasının dahi olmaması, hatta savaşın bir fırsat olarak nasıl büyütüleceği üzerine yoğunlaşılması. Savaşa karşılık olarak NATO’nun Madrid toplantısı ile önüne koyduğu kısa ve orta vadeli planlar; Finlandiya ve İsveç gibi Rusya’nın komşusu ülkelere daha fazla yayılmak ve Avrupa’da NATO askeri gücünü katlayarak artırmak. Dolayısıyla, liberal batı medyasının aktardığı gibi Ukrayna savaşı ile birlikte Rusya ve batı arasındaki çatışmasının Avrupa’ya sıçraması, emperyalizm açısından bir trajedi değil, fırsat. ABD, bu fırsatı Avrupa’da hem politik hem askeri varlığını daha fazla tahkim etmek için kullanmaya kararlı gözüküyor. AB’nin Almanya ve Fransa etrafında şekillenen askeri ve ekonomik olarak NATO’dan bağımsız hamleler yapma hevesi, bu savaşla beraber başka bahara kaldı. Özellikle Almanya’nın tüm itirazlarına rağmen Rusya ile Kuzey Akım ortaklığından vazgeçirilmesi, dengelerin ne yönde değiştiğini açıkça gösteriyor.

Emperyalizm açısından savaşın Ukrayna’dan başka ülkelere farklı biçimlerde de olsa sıçraması ise kaçınılan değil hazırlanılan bir olgu. Nitekim 2016’dan beri de yalnızca Ukrayna değil, Baltık ülkeleri de Rusya ile havada küçük çaplı gerilimler yaşıyordu. Bugün ise NATO Rusya’yı yeniden kendisine açık tehdit ilan ederek, savaşın bir şekilde sürdürülmesi konusundaki niyetini açıkça ortaya koydu.

Çin’in Önemi

NATO görüşmelerinin tek odağında Rusya yok. ABD özellikle Biden yönetimi başa geldiğinden beri Asya ve Pasifik’te İngiltere, Kanada, Avustralya ve Yeni Zelanda ile yeni ortak askeri operasyonlar ve ekonomik iş birliklerine yoğunlaşmış durumda. Bu ittifakın odağında ise Çin’in sıkıştırılması var. Her ne kadar güncel savaş koşulları NATO’nun ve bütün olarak emperyalist batının asıl düşmanı Rusya’ymış gibi davransa da ABD’nin Trump döneminden beri resmi politikası Çin’in ekonomik ve politik büyümesini durdurup bağımlı hale getirmenin yollarını aramak üzerine. Birbirine zıt gösterilen iki ABD başkanından Trump’ın ekonomik yaptırımlarla başlattığı ticaret savaşını Biden yönetimi hiçbir geri adım atmadan askeri ve politik alana yaymanın yollarını arıyor. Özellikle Tayvan ve Hong Kong odağındaki bölgesel gerilimler, Amerikan medyası açısından yeni bir Ukrayna olma özelliği taşıyor. Hakeza Asya Pasifik’te girişilen yeni ortaklıklar da Çin’i daha fazla sıkıştırmak üzerine. Nitekim, aslında Ukrayna savaşına herhangi bir dahli olmasa da ‘istenilen tavrı göstermediği için’ Pekin’in de potansiyel bir tehdit unsuru olarak gösterilmesi aslında işin bahanesi. Rusya’nın özellikle Avrupa ve orta doğuda oluşturduğu jeopolitik askeri tehdit, Çin’in yarattığı ekonomik ve küresel tehditten çok daha küçük. Eski ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo’nun geçtiğimiz günlerde itiraf ettiği üzere NATO’nun güncel amacı “Rusya’nın eski topraklarıyla birleşmesini içeren ama aslen Çin’in yönettiği yeni Avrasya gücünü durdurmaktır.”     

Buraya bir hatırlatma düşmek gerekir: Ne Çin ne de Rusya’nın emperyalist batı karşısında oluşturduğu çelişki, geçtiğimiz yüzyılın soğuk savaşıyla karşılaştırılabilir. Her iki ülke de kendi bölgesel, askeri ve ekonomik hegemonyaları için dünyanın geri kalanında ittifak seçerken ya da politika yaparken herhangi bir sol, ilerici hattı önceleyen ülkeler değil. Latin Amerika’daki gibi emperyalizmden bağımsız ülkelerin desteklenmesini dahi bir menfaat çerçevesinde anlamak gerekir. Fakat tüm bunlar ne Çin’in ne Rusya’nın Amerikan emperyalizmiyle boyut, tehdit, güç olarak kıyaslanabileceği anlamına gelmez. Bugün geldiğimiz noktada Washington’ın küresel bir güç olarak geçmiş dönemler kadar zinde olmadığı bir dönemdeyiz. Bu görece zayıflık yeni çelişkilere gebe. Fakat her çelişki veyahut her meydan okuma, kendiliğinden anti emperyalist bir karakter barındırmıyor. Ukrayna’da yaşanan savaş bunun en önemli göstergelerinden oldu.