Şili’de Zafer Sokaktan Geldi

Şili’de Zafer Sokaktan Geldi

Şili’de dün yapılan seçimlerin ardından solcu aday Gabriel Boric, devlet başkanı seçildi. İkinci tur başkanlık seçimlerinin sonucunda yüzde 56 ile kazanan Boric, Şili için “neoliberalizmin doğduğu yer, öldüğü yer de olacak” demişti.

Şili’de solun zaferi seçimlere sıkıştırılabilecek bir hikaye değil. Nitekim Boric’in kendisi de 2011 dönemindeki öğrenci eylemlerinin önderlerinden. Fakat asıl olarak, 2019’da başlayan Şilililerin “sosyal patlama” adını verdikleri iki yıla yakın süren eylemlilik süreci, ülkenin siyasi ve ekonomik çizgisini bütünüyle değiştirdi.

Sağcı Pinera hükümetine karşı metro eylemleriyle başlayan süreç, şehir merkezlerinde büyüyerek doğrudan Şili’nin neoliberal yapısını hedef alan bir siyasi harekete dönüştü. Süreklilik kazanan kitlesel eylemler ilk zaferini, Ekim 2020’de anayasa referandumunu meclisten geçirerek sağladı. Bu referandumun sonucunda yeni anayasayı yapması için seçilen kurucu meclisin de üçte ikisini sosyalistler, çevreciler, yerli liderleri ve sosyal demokratlar oluşturuyor.

Bu atmosferde girilen seçimde Boric’in rakibi, sağın ortaklaştığı aday ise Trumpvari neofaşist adayların Şili versiyonu olan Kast oldu. Kast, anti komünist, ırkçı, homofobik, piyasacı söylemleriyle, Pinochet dönemine özlemiyle, kaba-kasabalı faşist tiplemesinin bire bir bir örneğini oluşturuyordu. Dedesi Nazi saflarında savaşmış, kardeşi Pinochet iktidarında bakanlık yapmış olan Kast, Pinera’dan piyasacı devlet yapısının koruyuculuğunu devralmıştı. Fakat Pinochet anayasasını ezip geçen halk, Kast’a da umduğunu vermedi. Sosyalistlerin, sosyal demokratların ve Hristiyan Solun ortak adayı Boric, ikinci turda on puan fark atarak devlet başkanlığı seçimini kazandı.

İlk konuşmasında “Bazılarının tüketim malı olarak gördüğü şeyleri sosyal haklara çevireceğim” diyerek halkın neoliberalizme karşı mücadelesinden geri adım atmayacağı sinyalini de verdi. 1973 Pinochet darbesinden sonra ABD’li Chicago ekonomistlerinin laboratuvarına dönen, dünyadaki tüm piyasacı uygulamaların ilk denendiği ülke olan Şili’de halk, böylece üç aşamalı bir sürecin sonunda -sokak eylemleri, anayasa referandumu, başkanlık seçimi- bu deli gömleğini 37 yıl sonra sırtından attı.

Amerikancı general Pinochet’in sosyalist lider Allende iktidarını devirip, başta devrimci Halk Birliği (Unidad Popular) olmak üzere ülkenin gerçek sahibi olan tüm yoksul, emekçi kesimleri ağır bir katliamdan geçirerek kurduğu emperyalizme bağımlı, neoliberal yapı, halkın kendi öz gücü ve mücadelesiyle yıkıldı. Şili halkı, geleceğini yıkımdan başka bir şey getirmeyen neoliberal sistemden ayırarak, emperyalizme mesafe koyarak, kıtadaki nice komşusunun yanını taraf seçti.

Fakat asıl mücadele bundan sonra başlayacak. Şili’de önce anayasa için seçilen kurucu meclisin önünde, devlet yapısının piyasacı karakterini değiştirme görevi yatıyor. Bunun yanında, yoksul halkın karşısında değil, yanında olacak uygulamaların bir yapısal sisteme dönüştürülmesi gerekiyor. Tüm bunlar kadar önemlisi de iktidara geçen Boric’in, halka verdiği sözleri tutması, örneğin Bakır’ın kamulaştırılması, neoliberal uygulamaların kalkıp kamucu politikaların hayata geçmesi gerekiyor. Şili’de hem halkın, hem hükümetin, hem de rejimin yapısını değiştirecek güçlerin aynı safta yer alacağı bu dönüşüm, bu kez umut dolu bir geleceğin laboratuvarı olacağa benziyor.