Ukrayna İşgalinde NATO’nun Rolü

Ukrayna İşgalinde NATO’nun Rolü

Geçtiğimiz ayın başında Rusya devlet başkanı Putin’in tarihe geçecek bir konuşmayla önce Ukrayna dahil tüm eski SSCB coğrafyasında hak iddia etmesi ardından ülkenin doğusundan ve kuzeyinden başlattığı işgal ile birlikte kimilerine göre tarih yeniden başladı.

SSCB’nin yıkılışının ardından, Mcdonalds olan iki ülke birbirine saldırmaz benzeri komik tezlerle, tek kutuplu barışçıl dünyayı kutsayan tüm tezler, son 30 senedir aralıksız süren savaş ve işgallerin Avrupa’ya sıçramasıyla sonunda hak ettiği yere, tarihin çöplüğüne gitti.

NATO’NUN ‘MEYDANDA’ YAKTIĞI ATEŞ

Liberal batının saldırgan Putin anlatısı arkasına sığınarak işlediği savaş sürecine dair bütünlüklü tarihselci bir analiz yapabilmek için 8 yıl öncesine gitmemiz gerekecek. 2014 yılında, batının turuncu devrim diye işlediği, Türkiye’den kimi sosyalistlerin bile selamladığı meydan olayları, Ukrayna’da neredeyse bir asır sonra hegemonya değişimi gerçekleştirdi. 20. Yüzyılın henüz başlarında kendi işçi sınıfının kurduğu Sovyet ile SSCB’ye dahil olan ülke, birliğin dağılmasından 23 yıl sonra, bu kez AB ve NATO tarafından silahlandırılmış Neonaziler eliyle neoliberal batı cephesine geçirildi. Her ne kadar Maidan sürecinde yaşananlar toplumsal eylemlilik süreci olarak anlatılmaya çalışılsa da aslında olan sosyolojik ve politik olarak ikiye (doğu batı) bölünmüş olan ülkede ABD yanlısı tarafın gönüllü askerliğini yapan Neonaziler eliyle muhaliflerinin katliama uğradığı, emperyalizm destekli bir kalkışmaydı.

2014 sonrasındaki süreçte Ukrayna ciddi bir dönüşüm geçirerek, ülke liderliğinde liberallerin, sokaklarda faşistlerin olduğu (nitekim Neonaziler ileriki süreçte orduyu bile ele geçirecekti) bir süreç ile yavaşça son 20 yıllık Rusya Federasyonu hegemonyasından sıyrılarak NATO’nun gönüllü uç karakolluğuna meyleden bir dönüşüm yaşadı. Ancak bu süreç ülkenin her yanında aynı şekilde yaşanmadı. SSCB geçmişine, komünizme ideolojik olarak hala yakın olan, ağırlığını son 200 yıldır Rusların oluşturduğu Donetsk ve Luhansk bölgeleri ile Kırım’da halk, ülkenin Rusya’dan NATO’ya yaklaşmasına sıcak bakmadı. Çarlık döneminden beri Rusya’nın sanayi yatırımlarını yaptığı, sonraki süreçte SSCB’ye en bağlı bölgelerden olan Donetsk ve Luhansk’ta ve Rusya için kritik öneme sahip Kırım’da halk seçime giderek Rusya ile bağlanma kararı aldı. Kuşkusuz bu süreçte Putin’in bölge hegemonyasını tutmaya yönelik stratejik hamlelerinin etkisi kaçınılmaz. Ancak öbür yandan ülkenin batısında demokrasi kahramanı ilan edilen neofaşistlerin de bu bölgede yaptıkları ırkçı katliamlar ülkedeki sosyolojik ve siyasal bölünmüşlüğü son kerteye taşıdı. Nitekim 2014 sonrası geçtiğimiz sekiz yılda özellikle bu iki bölgede 14 bin insan öldürüldü. Nitekim Putin’in ilk hamlesi olan Luhansk ve Donetsk’i tanımak için kamuoyu baskısı yeterince oluşmuştu.

Ardından gelişen işgalin, meşru herhangi bir yanı olamaz. Rusya’yı Ukrayna konusunda bu raddede geren gelişmelerin, 91 sonrası NATO’nun sınırsız yayılmacılığı olduğu kesin. Ancak ne olursa olsun bu durum başka bir ülkenin egemenlik haklarına saldırıda bulunmayı, savaş başlatmayı meşrulaştırmaz. Nitekim bugün Putin’in karşısında Gürcistan’da olduğu gibi 24 saatte halledilebilecek bir sorun da bulunmuyor. Ukrayna krizi büyüdükçe hem Ukraynalılar, hem Ruslar hem de ülke liderleri için gitgide içinden çıkılamaz bir hale dönüşüyor. Peki tüm bu gelişmeler, NATO ve Amerikan emperyalizmi için ne anlama geliyor?

ABD NE İSTİYOR?

Amerika’nın emperyalist bir güç olarak zayıflamaya başladığı tespiti, özellikle Çin’in son dönemdeki ekonomik hamlelerine odaklanan analizciler tarafından çokça yapılıyordu. Biden’in, Trump dönemindeki reaksiyoner, dağınık pozisyonu toplayarak, ABD’yi tekrar dünyanın geri kalanındaki şahin güç haline getirme politikaları ve bu politikaların arkasındaki güçler de çokça tartışma konusu oldu. Nitekim, yeni başkanın önünde, aynı anda hem Çin’i hem Rusya’yı karşısına alan, politikasını turuncu devrimler ve liberal demokrasi anlatısının oluşturduğu bir yeni emperyalist genişleme politikası vardı. ABD yeni dönemde bu gelişme ve genişleme politikalarında nerede ne raddede başarılı oldu, Ukrayna aslında bunun resmi.

Başta bahsettiğimiz üzere Ukrayna krizi 2014’te, doğrudan NATO ve AB kışkırtmasıyla başlamıştı. ABD tarihinin en yayılmacı başkanlarından olan Obama döneminde açılan bu cephe, Trump döneminde neredeyse unutulsa da Biden bu yıl savaş kışkırtmacılığı ile yeniden canlandırdı. Batının paranoyası arasında Ukrayna, Rusya’ya karşı bir NATO müttefiki olarak silahlandırıldı, nükleer meselesi gündeme taşındı. Ayı dürtüldü. Fakat sonrasında olacaklara ise karışılmadı.

ROKET, GAZ, FİNANS

Monthly Review (mr.online.org) sitesinde yayınlanan bir analiz, ABD’deki üç büyük sermaye grubunu ve bu grupların ABD dış politikasındaki gücünü detaylı şekilde inceliyor: https://mronline.org/2022/02/28/america-defeats-germany-for-the-third-time-in-a-century/

Bizim de katıldığımız analiz, ABD’de gaz-maden, silah ve finans olarak üç sektörün ABD’de asıl politika yapıcı olduğuna işaret ederken, bunun tarihsel olarak da bu şekilde geliştiğinin, bu sektörlerin özellikle seçim bölgelerinde yoğun istihdam yaparak ister demokrat ister cumhuriyetçi olsun tüm senatörleri bağışlarla cebinde tutarak ABD siyasetine nasıl yön verdiğini açıklıyor. Finans sektörünün, özellikle AB ya da ABD hegemonyası içerisine giren ülkelerde kredi, borçlanma ve dolarizasyon ile finansal yağma sayesinde ülkeleri krize, yoksulluğa sürükleyen bir virüs olduğunu, bu tür bir ekonomik yayılmacılığın ilk olarak da SSCB sonrası Rusya Federasyonu’nda denediği, o dönemde yaşanan hızlı fakirleşmenin, sonra Putin’e bu toplumsal gücü getiren reaksiyon olduğundan bahsediliyor. Nitekim son otuz yılda hegemon ekonomik sektörlerden biri haline gelen finans sektörü, tüm dünyada borçlanma ve kredi akışı ile yoksul ülkelerin bağımlılık ilişkilerinin başında geliyor.

Silah sektörünün Ukrayna’da açılan cephe ile yaptığı karı anlatmaya gerek yok. Birgün’de yayınlanan detaylı bir haber, silah baronlarının Ukrayna savaşı başladığından beri ne kadar değer kazandığını sayılara döküyor. https://www.birgun.net/haber/halklar-kaybediyor-baronlar-kazaniyor-378856

Nitekim tüm Avrupa ülkelerinin dört koldan Ukrayna’ya silah aktarımı, Rusya’ya karşı savaş için yeni bir haçlı seferleri havasında kapıları açmaları, bu sektörü müthiş canlandırdı.

Petrol-maden-demir çelik etrafındaki sanayi sektörü için ise bu savaşın farklı anlamları var. Avrupa’nın en büyük sanayi ülkesi olan Almanya’nın gaz ihtiyacını karşılamaya yönelik olan Kuzey Akım-2 projesi, Rusya’nın Ukrayna’yı işgali üzerine ABD’nin baskısıyla iptal oldu. ABD’nin yıllardır baskıladığı, yapılmasının önüne set çekmeye çalıştığı proje, Rusya tarafının yapımı dahi sırtlamasıyla bitme aşamasına gelmişken, Avrupa ile Rusya’yı yeniden uzaklaştıracak olan yeni bir politik gerilim ile ancak askıya alınabildi. Rusya ile diplomatik gerilim gaz fiyatlarını kısa vadede arttırırken, projenin iptali bu pahalılığı uzun vadeye yaydı. Bu şekilde Almanya’nın ve Avrupa’nın enerji ihtiyacı, ABD’ye dönük bir ekonomik bağımlılık ilişkisinden de kopamadı.

“BATAKLIK”

Dolayısıyla, ABD’de siyasetin belirleyici güçlerinden olan üç sektör de şu ana kadar “ayıyı dürtmenin” karını gördü. Rusya, kısa süreli bir genişleme tehdidine karşın, Avrupa ile uzun süreli bir yakınlaşmayı feda etmek durumunda kaldı. Burnunun ucunda bir nükleer tehditten kurtulurken, bunun acısını ise egemenlik hakları ihlal edilen, sokaklarına savaş taşınan yoksul Ukrayna halkı yaşadı. Savaşın önümüzdeki süreçte oldu bittiyle bitmesi beklenmiyor. Zelenski yönetimi, Avrupa’dan aldığı destek ile savaşı sürdürebileceği noktaya kadar sürdürecek. Askeri hegemonya önceliği Odessa olan Putin’in ise savaşı en başından başkente taşıması, çıkması güç bir bataklığa sürükledi. Kentlerde sivil kayıpların minimum olduğu bir işgalin kısa sürede olup bitmesi mümkün değil. Zelenski siyasi meşruiyetini de işgal sayesinde arttırmış durumdayken ve bu işgal -Batılı yorumcuların işaret etmeye doymadığı gibi- orta doğuda değil de “dünyanın” göbeğinde sürüyorken, işler hiç de kolayca Putin’in istediği noktaya gelmeyecektir.

YENİ NEONAZİZM

Son bir not da Avrupa ve ABD’deki Rusya karşıtı tutuma karşı ekleyelim. Batılı şirketlerin Rusya’yı boykot etmesi, doğrudan kendi emperyalist kapitalist ilişkileri açısından bir siyasi hamleye dairdir. Ancak batı toplumunda oluşturulan Rus düşmanlığının savaş karşıtlığıyla herhangi bir ilgisi olamaz. Böyle bir siyaseti gütmek ancak Ukrayna’da yıllardır Rus kökenli olduğu için binlerce Donetskli ve Luhansklıyı katleden Neonazilerin siyasi aklının ana akıma yerleşmesidir. Batıda liberalizmle kolkola yürüyen Neonazizm işaret edilmesi gereken bir tehlikedir.