Cumartesi, Temmuz 24, 2021

Washington’da Darbe: Şaşıracak Ne Var? – Çeviri

ÖNERİLENLER

Çöküş ve SOL Çıkış Korkut Boratav’ın Yeni Kitabı Çıktı

Korkut Boratav’ın “Çöküş ve Sol Çıkış” adlı yeni kitabı Sol Kültür etiketiyle raflardaSOL Kültür Yayınları yayın hayatına başlıyor. Yayınevinin...

Nedex Kimya İşçilerinin Grevi Kazanımla Sonuçlandı

Kocaeli Dilovası’nda faaliyet gösteren ve Petrol-İş sendikasında örgütlü olan Nedex Kimya işçileri, toplu iş sözleşmesi (TİS) görüşmeleri sırasında sendika...

MKE’nin Özelleştirilmesi Sermayenin Yararına Halkın Zararınadır – Analiz

3 Temmuz’da Resmi Gazete’de yayınlanan Kanun ile Makine ve Kimya Endüstrisi Kurumu’nun özelleştirilmesinin önü neredeyse tamamen açıldı. Bu Kanun’un...

Somalı Madencilerin Mücadelesinin İki Önderi Yaşamını Yitirdi

Bugün, Somalı madencilerin yıllardır süren haklı mücadelesinin iki önderi, Bağımsız Maden-İş sendikası başkanı Tahir Çetin ve öncü işçi Ali...

Anthony Dimaggio

Counterpunch.org sitesinden kısaltılarak çevrilmiştir

Ben bunları yazdığımda, Trump destekçileri ABD’de kongre binasını basmış, Trump’ın ülkedeki darbe girişimini kabul ettirmeye çalışıyorlardı. Trump’ın bu olaylardaki dahli birçok açıdan ortada. Aylardır, hatta neredeyse bir yıldan fazladır temelsiz seçim hilesi yalanlarını yayarak gündem ediyordu. Kongredeki eylemi de cesaretlendiren oydu. Binaya saldırı ve işgal başladığında, seçim hilesi yalanlarını devam ettirerek yangına benzin taşıdı. Açık olmak gerekirse, bu sadece bir darbe girişimi değildi, doğrudan ABD başkanı tarafından yönlendirilen bir darbe girişimiydi. Buraya nasıl geldik? Ve bu nasıl Trump’ın otoriterleşmediğini ısrarla uzun zamandır savunan ABD’deki faşizm inkarcılarını şaşırtan bir gelişme oldu? ABD’de siyaseti tasarlar noktada olan yükselen faşizmi açık bir zihinle izleyenler için olayların hiç biri şaşırtıcı değil.

Trump, ülkeye kaybettiği durumda seçim sonuçlarını kabul etmediğini açıkça söylemişti. Ve son iki aydır da birçok cepheden, devlet, yargı, kongre ve şimdi de sokaklar üzerinden seçim sonuçlarını değiştirmeye çalışıyor.

Trump’ın, Georgia Devlet Bakanını eğer kazanmasını sağlayacak 11,780 oyu yoktan var etmezse yargı üzerinden suçlayacağını söylediği konuşması telefonlara yansımıştı. Son bir buçuk yılda, Ukrayna skandalını da sayarsak bu Trump’ın ikinci kez ofisi kendi çıkarına seçimlere müdahale için kullanmış oldu. Trump’ın darbesi aynı zamanda yardımcısı Pence ve kongrenin, Biden’in zaferini kabul etmek yerine başkanlığı kendisine vermesi talebini de içeriyordu.

Trump’ın Pence, Ukrayna ve Georgia Devlet Bakanı ile anlaşmaları, diğer tüm politikacıları kendi amaçları için kullandığı bir derebeylik siyasetini yansıtıyor. Trump diğerleriyle iletişimini kendi çıkarı için araç olarak görüyor. Fakat darbe girişimiyle, geldiği nokta basit yozlaşma ve yolsuzluğun üzerine çıkmış durumda. 2020 seçim sonuçlarını değiştirme çabaları, doğrudan demokrasinin temeline bir saldırı. Komplo propagandası sebebiyle cumhuriyetçi seçmenlerin üçte ikisi seçimde hile yapıldığına inanıyor. Birçokları da şimdi seçim sonuçlarını değiştirmek için sokakları terörize ediyor. Son yaşananları eklediğimizde, cumhuriyetin sağ kalabilmesi açısından durumun ne kadar daha kötüye gidebileceğini tahmin dahi edemiyoruz.

İşin bir diğer can sıkıcı kısmı, bu faşist tehdidinin yükseldiği her adımda alttan alınmış olması. Faşizm üzerine ana akım akademik çalışmalara ve bunları üreten hocalara oldukça yakın olduğum için açıkça söyleyebilirim ki ABD’de Trump’ı açıkça faşist ilan edebilen akademisyen sayısı çok az, ABD’nin siyasi sistemi içerisinde faşizmin nosyonlarının bulunduğunu kabul edebilenler çok daha az.

Amerikalı gazeteciler de Trump’a geldiğinde faşizm tanımından kaçıyorlar. Nexis Uni akademik veri tabanındaki incelemeye göre Trump’ın başkanlık dönemi boyunca yayınlanan makalelerde faşizm kelimesi 627 kez geçerken, otoriter, otoriteryanizm tanımlamaları Trump’a dair olarak üç katı sayıda, 1807 kere geçmiş. En ılımlı ve en az kışkırtıcı popülist ve popülizm tanımları ise e çok kullanılan niteleme, toplam 3,422 makalede geçmiş. Özetlemek gerekirse, Amerikalı gazeteciler, Trump’a faşist demekten kaçınarak faşizmin Amerikan siyasetindeki yerinin belirlenmesinde utangaç bir rol oynamışlar.

ABD’nin içeride de dışarıda da faşizmin tehlikelerinin ortaya konması konusundaki inkarı geçmiş yıllara dayanıyor. ABD’de siyasi anlatı basit bir faşist/faşist değil, otoriter/otoriter değil ikilemine dayanıyor ki bu anlayış da cumhuriyete ve demokratik seçim sistemine yönelik tehditleri algılamayı zorlaştırıyor. Bu ikilemler faşizm/otoriteryanizm tartışmasına iyi niyetli bir yaklaşım sunmuyor, genelde ABD’de faşizmin ne raddede bir tehdit olduğuna ya da ülke yönetiminde otoriterliğe ne derece kayıldığına ilişkin ciddi bir gazetecilik ya da akademik çalışma ortamı sağlamıyor. Tersine bu ikilem üzerinden yaratılan anlatı, faşizm konusunda alaycı bir tartışma ortamı yaratarak, faşizm tahlilini imkansız kılıyor. Faşizm gerçek anlamda somutlanana kadar ABD siyasetinde görmezden gelinmelerine yarıyor. Şimdi sokaklar faşist militanlarla dolunca, bu liberal anlayışın entelektüel çöküşünü izliyoruz. Henry Giroux, otoriterlik/faşizm meselesini detaylı şekilde analiz ederek, ABD siyaseti içerisinde hem neoliberalizmin hem faşizmin unsurları olduğu tahlilini yapıyor. Bir başka deyişle, ikisinden birini seçebildiğiniz bir durumda değiliz. Siyasi sistemimizi neoliberal faşizm olarak da neofaşist olarak da tanımlayabilirsiniz. Hangi tanımı seçeceğimizden daha önemli olan, bu yönetimin benimsediği faşist yöntemleri görmezden gelmenin çok daha zor olduğu bir dönemdeyiz. Kongre binasındaki darbe girişiminin öncesine baktığımızda da Trump yönetiminin çoktan faşizm rengini belli ettiği uzun bir icraatlar listesi var önümüzde:

+Trump’ın militanca ve artık alışkanlık haline gelmiş şekilde en temel doğruları, bilgileri, kanıtlı bilimsel gerçekleri ve mantıksal yürütmeleri reddetmesi, seçmen tabanının üçte ikisinin kendisine taptığını aklımızda bulundurduğumuz zaman, arkasındaki desteği kaybedebilmek için yapabileceği hiçbir hata yok diyebiliriz.

+Trump’ın beyaz üstünlüğü üzerine kurduğu ulusal siyaseti ve Meksikalı göçmenleri “torbacılar, suçlular, tecavüzcüler” diyerek şeytanlaştırarak ulusal güvenlik sorunu olduğunu ifade etmesi. Bu ayrımcılık, üstelik Trump’ın konuşmalarında beyaz göçmenlere kıyasla koyu tenli göçmenler için kullandığı alaycı ifadeleri de düşündüğümüz zaman açık şekilde ırkçı bir yönelim.

+ Siyahi Hayatlar Değerlidir (BLM) eylemlerini orduyla bastırma yönündeki başarısız denemesi. Doğrudan ordu tarafından reddedilmişti. Trump’ın muhalifleri güvenlik güçleriyle sindirme çabasının, yönetiminin polis tarzı federal ajanlar ve plakasız araçlarla BLM eylemcilerini kaçırması, sırf elinde İncil ile o ünlü pozu için Beyaz Saray’ın önünü biber gazıyla dağıtması gibi örnekleri düşündüğümüzde soyut değil somut bir politika olduğunu görüyoruz.

+Kongre ve yürütmeyi başkanlık emirleriyle zorlaması, vergileri yasal olmayan şekilde duvar projesine aktarması, tüm bunları meşru göstermek için ulusal acil durum ilan etmesi. Kaynakların bu şekilde kullanılması hiçbir zaman Kongre tarafından onay almadı ve açıkça anayasal denge kontrol mekanizmalarının suiistimal edilmesinin örnekleri.

+Trump’ın orantısız ve etkisi yıkıcı olan göçmen aileleri çocuklarından ayıran kanunu. Buna, tehlikeli şekilde kitlesel bir destek alan, toplama kamplarına benzer alıkoymaları, kafeslerde tutulan çocukları ve çorba, diş macunu sağlık hizmeti gibi temel ihtiyaçlardan maruz bırakılmalarını da eklediğimiz zaman ortaya çıkan görüntü çok daha açık hale geliyor.

+Yasal göç işlemlerini yarı yarıya oranda durduran kesintisiyle göçmenlerin kanun dışı şekilde tutuklanması ve alıkoymaları, Obama dönemine göre yüzde otuz, Bush ve Clinton dönemlerine göre yüzde yüzlük bir artış yakalamış.

+Trump’ın göçmenleri gaz, elektro şok ve ateşli silah kullanımıyla Meksika sınırındaki göçü durdurma konusundaki çabaları. Bu emirler, eğer yerine getirilirse tüm kanunsuz eylemleri için affedilecekleri sözünü verdiği İç Güvenlik Bakanlığı’ndaki yetkililer tarafından tepkiyle karşılanarak reddedildi.

+Demokratların 2020 seçimlerini çaldığına yönelik propagandif ve temelsiz şeytanlaştırması, yargı, devlet ve kongre üzerinden yürüttüğü girişimlerle seçim darbesine kalkışması. Bu strateji, sallantılı eyaletlerde kendi lehine seçim sonuçlarını iptal etmek üzerine neredeyse 60 ayrı davayı, 300 eyalet meclisi üyesi ile buluşmasını da içeriyordu.

+Trump’ın saçma bir sosyal darvinizme dayanan ve sürü bağışıklığını temel alan, en güçlünün ayakta kalacağı üzerine kurulu felaket politikası, Amerikalıların kitleler halinde ölümcül bir virüse enfekte olmalarına sebep oldu. Üstelik Trump’ın kendisinin, Amerikalıların çoğunun erişemediği hayat kurtaran korona ilaç ve tedavilerine erişimi vardı. Bu boşvermiş yaklaşım sebebiyle, Columbia Üniversitesi’nin yaptığı araştırmanın da gösterdiği üzere federal hükümet ve eyaletlerin daha ciddi önlemler alabldiği bir duruma kıyasla yüzde 60 daha fazla ölüm yaşandı.

+ Trump’ın siyasi rakiplerine karşı kullandığı paranoyak ve kuruntulu retoriği, onları sindirilmesi gereken ulusal güvenlik sorunları olarak görmesi, en son Adalet Bakanlığından Obama, Biden ve Clinton’ın hükümetini devirmeye yönelik bir komplo yürüttükleri iddiasıyla tutuklanmalarını ve cezalandırılmalarını istemesiyle de yeni bir seviyeye ulaştı. Trump’ın bizzat kendisinin son birkaç ayda Biden hükümetini darbeyle devirmeye çalıştığını düşündüğümüzde, ortada ironi ve yansıtmadan daha fazlası var gibi gözüküyor.

Yukarıdaki listeye bakıp tüm bunların olağan olduğunu düşünen ya da Kongre Binasında olanlara şaşıran kim varsa ciddi hezeyan nöbetleri geçiriyordur. Tüm bu gelişmeleri ele aldığımızda, Trump’ın politikalarının faşizmden aşağı kaldığını söylemek absürt olur. Önümüzdeki yol çok açık. Bu başkanın en yakın zamanda azledilmesi ve Washington’dan çıkarılması gerekiyor. Trump’ın darbe girişimi düzenleme suçundan ihanetle yargılanması gerekiyor. Bunlardan daha azı Amerikan demokrasisi diye bir şey varsa eğer ondan kalanları yok etmeye yönelik gelecek girişimlerin tehlikesini azaltmayacaktır.

SON HABERLER

Çöküş ve SOL Çıkış Korkut Boratav’ın Yeni Kitabı Çıktı

Korkut Boratav’ın “Çöküş ve Sol Çıkış” adlı yeni kitabı Sol Kültür etiketiyle raflardaSOL Kültür Yayınları yayın hayatına başlıyor. Yayınevinin...