YAŞAYACAK BİR EV BULAMIYORUZ (ÖZEL HABER) – Hande Tuhanioğlu

Anasayfa Blog YAŞAYACAK BİR EV BULAMIYORUZ (ÖZEL HABER) – Hande Tuhanioğlu
YAŞAYACAK BİR EV BULAMIYORUZ (ÖZEL HABER) – Hande Tuhanioğlu

Bir süredir ülkedeki en yakıcı gündemlerden bir tanesi iyice artan konut kiraları ve barınma hakkı krizi. Konut sahibi olmanın zaten uzunca bir süredir lüks haline geldiği durumda, Türkiye’de kirada yaşayanların sayısı 20 milyonu geçiyor, daha fazlası ise kiralayabileceği bir ev bulamıyor. Derinleşen ekonomik kriz ve yönetilemeyen salgının yarattığı tahribat koşullarında yaşanan konut krizi, piyasa kurallarının yaşama imkanlarını bir bir ortadan kaldırırken daha ne kadar ileri gidebileceğini yeniden ortaya seriyor. Maalesef, yaşamın kendisinin sürekli tehdit altında olması baş etmeye alıştığımız bir soruna dönüştü. Yine de olanlara hayret etmek yaşamaya tutunduğumuz sürece kaçınılmaz, başka türlüsünü talep etmekse baş etmek için en temel çare gibi görünüyor.

Bu söyleşide, yaşanan konut krizini yüz yüze eğitim döneminin açılmasıyla beraber evsiz kalmaya zorlanan öğrenciler ve hayatlarını kurmaya çalışırken dışarıda bırakılan genç yetişkinlerle konuştuk. Serbest piyasanın, bir ev için kazandığımız maaştan fazla kira bedeli biçecek kadar serbest oluşunun hukuki boyutunu da Avukat Oğuz Erkan anlattı.

DÜŞÜNÜNCE, NASIL EV OLMAYABİLİR?

Utku Özay, 22 yaşında, öğrenci

Son zamanlarda giderek artan kira fiyatları ve konut krizinden siz nasıl etkilendiniz?

Ben 22 yaşındayım. Marmara Üniversitesi’nde Bilgisayar Mühendisliği okuyorum. 4 senedir İstanbul, Kadıköy’de bir arkadaşımla beraber yaşıyorum. Benim şimdi yaşadığım yer öğrenci mahallesi ama bütçesini biraz daha yukarıda tutan bir mahalle diyebilirim. Diğer taraflara baktığımızda öğrenciler genelde ucuz muhitleri tercih etmek zorunda bırakılıyor. Bunun sebebi de para olmaması. Ciddi anlamda ekonomik bir krizin içindeyiz. Aileler para gönderemiyor, insanlar bursları ile hayatta kalmaya çalışıyorlar. Ben şu anda 1950 lira veriyorum, ev çok eskiden tutulduğu için fiyat böyle uygun. Bu evden şimdi çıkıp tekrar girmeye çalışsam yaklaşık 4 bin liradan başlar fiyat. Bunu verebilecek bir bütçem yok benim. Ben birazcık şanslıyım ama diğer arkadaşlarım için aynı şeyi söyleyemem.

Onlar ne durumda?

Şu anda İstanbul’da arkadaşlarım ev tutmaya çalışıyor. Anlattıkları kadarıyla 30 tane emlakçıya gitmişler. Kapıdan daha girmeden emlakçılar “ev yok” diyorlarmış. Düşününce nasıl ev olmayabilir? Bu zaten başlı başına bir kriz. İnsanlar hayatta kalabilecekleri, uyuyabilecekleri bir ev, bir barınak bulamıyor bugün. Bu çok garip bu durum. Çünkü herkesin tek derdi para şu anda. Kimse insana dair bir şey düşünmüyor artık, bu çocuklara ev vermezsek halleri ne olur demiyor. Ama bunun sebebi de sistemin kendisi. Sistem bir çıkmaz içinde. Bir yandan halkı yoksullaştırırken bir yandan da bireycileştiriyor. Öyle olunca bütün ev sahipleri ve emlakçılar evleri çekiyor. Böylece öğrenciler gelince daha pahalıya verebilecekler, ki öyle de oluyor gerçekten. Okullar açılınca fiyatlar uçacak ve bunu değerlendirmek istiyorlar kendince. Bu denklem doğru, ama yapılan şeyin doğru bir tarafı yok.

Bir de yurtlar var, onlarda durum nasıl?

Yurtlar çok pahalı zaten.  Yemek ya da ocak vermiyorlar, dışarıdan söylemeye mecbur bırakıyorlar. Yemekli olanlarda da yemek paralı, o da çok pahalı. O yüzden insanların evde kalması ekonomik olarak daha sağlıklı yurda göre. Görece daha ucuz olan yurtlar ise genellikle İslamcı bazı vakıfların yurtları oluyor. Buralarda bir nevi insan yetiştiriyorlar. Şu an eğitim alanında nasıl kinci gerici bir nesil yetiştirme derdi varsa, aynı şeyi yurtlar içinde de gerçekleştirmeye çalışıyorlar. Bu yüzden onlar da cemaatlere teslim edildi.

BİR EVDE 9 KİŞİ YAŞIYOR

Benim anladığım kadarıyla öğrenciler barınmak için ya güvenlikten ya temizlikten feragat ediyor, ya çok kalabalık yaşamak zorunda kalıyor ya da çok uzakta. İstanbul’da öğrenci olarak yaşam nasıl?

Tam olarak böyle. Geçen bir arkadaşımla konuştum. Evde 8 kişi kalıyorlar şu anda. Yaklaşık 6’sının evi yok hala. Bir kişi daha gelecekmiş hatta. Diğer arkadaşlar ev bulamadığı için oraya sığınmışlar yani. Ama 3+1 bir evde 9 kişi beraber kalmak zorundalar. Bu resmen saçmalık.

Öğrenciler de ister istemez okullarına uzak ev tutmaya yöneliyorlar. Çünkü okula ne kadar yakın olursa o kadar pahalı oluyor. İster istemez uzaklara gidiyoruz. Bu da bir ulaşım sıkıntısı doğuruyor. Zaten İstanbul’da paran yoksa hayatın da yok demek. Sosyal etkinlikler çok pahalı. Sinema biletleri en son ne kadar oldu onu bile bilmiyorum. Tiyatroya zaten gidemiyoruz.

Bir de mutfak ve temizlik alışverişi tarafı var, o da çok pahalı. Markete girdiğin zaman en temel ihtiyaçların için haftalık 400 lira vermen gerekiyor. En asgari ihtiyaçlar bunlar bir de. Peynir zeytin alıyorsun, bir şeyler daha alsan zaten cebinden 100 lira gidiyor. İnsanlar bu şekilde hayatta kalmaya çalışıyor. Biz sürekli makarna yiyemeyiz, insan ihtiyaçları bu şekilde çalışmıyor. Öğrencilerin en temel sorunu bu bence, makarna kafa olmak zorundayız. Bir öğün yemeğe minimum 20 lira vermek lazım. Kapıdan adımını attığın an cebinden 50 lira uçuyor. KYK bursu 650 lira. Yaklaşık 13 gün dışarı çıkan bir insanın geri kalan 17 gün hayatta kalmasının imkânı yok. Biz bir de genciz, dışarı çıkmamız gerekiyor, sosyalleşmemiz gerekiyor, kendimizi geliştirmemiz gerekiyor. Bunların hepsini düşününce bir gencin dışarı çıkabilmesinin imkânı kalmıyor. Sonradan genç işsiz ordusuna katılacak olan milyonlarca gencin öğrencilik yılları da böyle geçiyor işte.

ÇOĞU ÖĞRENCİ, ÖĞRENCİ OLARAK KALMAK İÇİN İŞÇİ OLMAK ZORUNDA

Sadi Ketbuga, 21 yaşında, öğrenci

Yüz yüze eğitimin başlamasıyla beraber birçok öğrenci şehir değiştirmek durumunda ve barınacak bir yer bulmakta zorlanıyor. Siz neler yaşıyorsunuz?

Ben 21 yaşındayım, İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi 1. sınıf öğrencisiyim. İstanbul’da yaşıyorum. Ben ve arkadaşlarım son 2 aydır ev arıyoruz ve ev yok. Koskoca İstanbul’da, ciddi bir şekilde, çok ironik gelecek ama ev yok. Olan birkaç ev de bizim bütçemizin çok çok üstünde. Bütçemize uygun bulduğumuz evler de oturulacak gibi değil. Okulların açılması sonrası artan talebi fırsat bilen emlakçıların ve ev sahiplerinin insafına kalmış durumundayız şu anda. Ev bulamıyoruz, bulsak dahi fiyatlar öğrencilerin karşılayamayacağı kadar uç noktada. İstanbul’da yurtlarsa geçekten çok yüksek fiyatlarda, benim gibi ailesi emekçi olan hiçbir öğrencinin bu yurtlarda kalma ihtimali yok.

Ev bulabilen arkadaşlarımız da bütçelerini zorluyorlar, aldıkları burslar ve ailelerinin gönderdikleri paralar yeterli gelmiyor bu yüzden okullarını aksatacak dahi olsa çalışmak durumunda kalıyorlar. Ben KYK’dan sadece kredi alıyorum, aldığım kredi ve ailemin gönderdiği harçlık, Türkiye’deki enflasyon karşısında devede kulak kalıyor. Bu yüzden ben de okulumu aksatacak şekilde olsa da bir şekilde mücadele verebilmek için çalışmak durumunda kalıyorum. Bu çoğu öğrenci için geçerli. Öğrenci, öğrenci olarak kalmak için işçi olmak zorunda.

Peki ev ve eşya arayan öğrencilerin birbirlerinden haberdar olup dayanışma ilişkileri kurabilecekleri bir ağ, platform var mı?

Maalesef bu da çok kısıtlı bir durum. Daha öncesinde belediyelerde oluşturulan eşya yardımları, pandemi nedeniyle askıya alınmış durumda. Oluşturulan dayanışma ağları da arkadaşlar arasında olan ve çözüm getiremeyecek kadar güdük bir halde.

Tüm bunların yaşanmasında ekonomik etkenin büyüklüğünü hiçbir şey geçemez. Ekonomik sıkıntılar sizin temel gereksinimlerinizin hepsini kısıtlıyor. Eğer ekonomik sıkıntınız varsa, hele hele bunun üzerine bir de öğrenciyseniz o güzelim 7 tepeli kent sizin için çorak bir araziden farksız oluyor.

EV FİYATLARI ÇOK YÜKSEK

Hilal Polat, 24 yaşında

Ankara’da kiracı olarak yaşamak ve ev bulmakla ilgili nasıl bir kriz yaşanıyor?

Ben 24 yaşındayım, Ankara’da yaşıyorum. Şu an burada ev bulmak çok zor görünüyor, bunun da iki sebebi var: Online eğitimden yüz yüze eğitime geçtiğimiz için öğrencilerin eve çıkma eğilimi arttı dolayısıyla hem piyasada çok az ev var hem de fiyatlar çok uçuk. İki haftadır Ankara’da ev arıyorum ve bulduğum evler asla fiyatına değen evler değil. Emlakçıların çoğu ellerinde ev olmadığını söylüyor. Var olan evler de hem uçuk fiyatlı hem de depozitosu çok yüksek.

Ev bulan öğrencilerin de çok iyi koşullarda yaşadığını düşünmüyorum çünkü öğrenci olarak çıkabildiğimiz evler özellikle ısınma açısından kışları çok sorunlu. Bir de eşya meselesi var. Ankara’da çeşitli yardımlaşma dernekleri var öğrencilerin kontrat ve öğrenci belgesiyle eşya alabildikleri ama onlar da şu an pandemiden dolayı eşya vermiyorlar.

Aylık gelirimle Ankara’da yaşamak epey zor çünkü doğalgaz su ve elektrik zamlarıyla birlikte market alışverişi de çok pahalıya patlıyor. Ankara’da yaşanan zorluklardan biri de ulaşım. Erken biten toplu taşıma araçları, dolmuşların pahalılığı, otobüslerde aylık biniş gibi bir indirim imkanının olmaması başlıca sorunlardan. Bunun dışında öğrencilerin yoğun olarak yaşadığı yerlerdeki kira artışları ve geçim sıkıntısı var.

HUKUK DÜZENİ MÜLK SAHİBİ OLMAYANI KORUMUYOR

Avukat Oğuz Erkan

Türk Hukukunda kanunlar kiraya vereni koruduğu kadar kiracıyı da koruyor mu?

Kira ilişkisi, kiracı ve kiraya verenin sorumluluk ve haklarına ilişkin kurallar Türk Borçlar Kanunu’nda düzenlenmiştir. Kanunu okuduğumuzda aslında hem kiraya verenin hem de kiracının korunduğunu söyleyebiliriz. Ancak elbette hukukun ve normların; pratik hayattan, yaşam koşullarından ayrı yorumlanması düşünülemez. Özellikle kiraya veren tarafından kira tutarına yapılan fahiş tutardaki artışları düşündüğümüzde kiracının korunabildiğini söylemek olanaksızlaşıyor. Türk Borçlar Kanunu’ndaki düzenlemeye göre yeni kira dönemi için yapılacak kira zammında bir önceki kira yılında tüketici fiyat endeksindeki (TÜFE) on iki aylık ortalama değişim oranı esas alınıyor. Ev sahipleri de bu kanun maddesine dayanarak kira sözleşmelerine kira artış tutarının TÜFE üzerinden belirleneceği şartını koyuyor. Türkiye İstatistik Kurumu’nun en son açıkladığı TÜFE oranına göre mülk sahiplerinin kiracısına yapabileceği yasal zam oranı en fazla yüzde 15,78. Ülkedeki asgari ücret tutarı, asgari ücretli çalışan sayısı, her geçen gün katlanarak artan işsiz sayısı birlikte değerlendirildiğinde bu oranın fahişliği gözler önüne seriliyor. Ücretlerde her ay enflasyon oranında artışın olmadığı, kişinin gelirinin sabit olduğu bir durumda, kiracılar en temel haklarından biri olan barınma hakkından faydalanmak için kira giderine ücretinden çok büyük bir bölüm ayırmak zorunda kalıyor. İnsanların yaşamlarını devam ettirebilmesi için gerekli olan yeme-içme, ulaşım, elektrik, su, doğal gaz gibi giderlere de sürekli olarak gelen zamlar birlikte değerlendirildiğinde hukuk düzeninin en genel anlamda mülk sahibi olmayanları korumadığını söyleyebiliriz. 

Hâlihazırda kiracı olanlara ilişkin olarak kira miktarlarındaki artışlarda aslında hukuken kiracıların korunmadığını anlattınız. Bir de kiralık ev arayan kiracı adayları var. Peki, ilk kez kiraya verilecek bir evin kira bedelinin belirlenmesine ilişkin kanuni düzenlemeler var mı?

Kanunen kira sözleşmeleri, sözleşme özgürlüğü prensibi çerçevesinde serbestçe belirlenebilir. Yani sözleşmenin kurulduğu aşamada kira bedelinin neye göre belirleneceği taraflara bırakılmıştır. Buna rağmen sözleşmenin daha zayıf tarafı olan kiracının kira tutarını belirlemekte bir etkisi olamamaktadır. Ev sahipleri; muhitteki kiralar, evin konumu, bina yaşı gibi kriterlere göre tutar belirlemektedir. Hatta aynı nitelikteki iki konuttan birinin yalnızca bir odasının daha yapılı olması dahi mülk sahibi tarafından kira bedelini artırmak için bir gerekçe olarak gösterilmektedir. Dolayısıyla burada açık bir keyfilikten bahsetmek mümkündür. Üstelik, bu sadece sözleşme taraflarını da bağlamıyor. Bir mülk sahibi konutunu yüksek fiyattan kiraladığında muhitteki diğer mülk sahipleri de yalnızca bunu baz alarak kendi konutlarının kiralarını artırıyorlar. Kira fiyatlarının bölgesel olarak artmasının bir sebebi de budur. Mevcut bir kiracısı olan ev sahipleri, bölgede kiralar arttı diye ya fahiş kira artışı istiyor ya da kiracısını evini daha yüksek tutardan kiralamak için çeşitli sebeplerle çıkarmaya çalışıyor. Barınma hakkı Anayasa ile korunan bir hak olmasına rağmen serbest piyasa düzeni bu hakkın da kullanılmasının önünde bir engeldir.

Yanıtla